07 Eylül 2001 Cuma 00:00
223 Okunma
Misyonerler Ortadoğu ve Hicaz'da
Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden
Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler


Humpher, 1710 yılında İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın emriyle Mısır, Irak, İran, Hicaz ve hilafet merkezi İstanbul'da casusluk faaliyetleri yapmak ve bu bölgelerde İngiliz çıkarlarına hizmet etmek maksadıyla görevlendirilmiş bir İngiliz ajanıdır. Basra'ya giderek Muhammed Abdülvehhab ile dostluk kurmuş ve onu İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın emirleri doğrultusunda yönlendirmiş, Arapları Osmanlı'ya karşı örgütlemek için çalışmıştır.

AJAN HUMPHER'IN FAALİYETLERİ

Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da iki sene kalıp Kur'an, Arapça ve Türkçe'yi iyice öğrendikten sonra Sömürgeler Bakanlığı kendisini Londra'ya çağırmıştır. Daha sonra yaptığı faaliyetleri kendisi şu şekilde ifade etmektedir:

"Diğer dokuz arkadaşım da Londra'ya çağrılmıştı. Ama sadece beşi Londra'ya dönmüştü. Diğer dört kişinin biri Müslüman olarak Mısır'da kalmıştı. Sömürgeler Bakan Yardımcısı bu haberi verirken bu adamın herha~|~ngi bir açıklamada bulunmamasından dolayı sevinçliydi. Diğer biri Rus asıllı idi ve orada kalmayı yeğlemişti. Zira Rus asıllı casusun ana yurduna dönüşü ile birlikte İngiltere Sömürgeler Bakanlığı'nın sırlarını açıklayacağından korkuyordu. Bakan yardımcısı bu adamın başından beri İngiltere Sömürgeler Bakanlığı'nda Rus casusu olarak görev yaptığı, görevi sona erince de vatanına döndüğü kanaatine varmıştı. Üçüncüsü Bağdat yakınlarındaki Amare kentinde veba hastalığına yakalanarak ölmüştü. Dördüncüsünün akıbeti ise belli değildi. Sömürgeler Bakanlığı kendisinden, en son bir yıl önce Yemen'in başkenti San'a'dan haber almış, daha sonra ise ilişkisi kesilmişti. Sömürgeler Bakanlığı başarılı bir casusun kaybolması karşısında işlerinin ne kadar aksadığını çok iyi biliyordu. Çünkü her birinin üstlendiği görevin önemini en ince ayrıntılarına kadar hesap ediyordu. Casuslardan her birinin kayboluşu İslam ülkelerinde kargaşalık çıkarmak için belirli bir programı uygulamanın eşiğine gelen İngiltere için gerçekten büyük bir kayıptı". Humpher sözlerine şöyle devam ediyor:

"Biz öyle bir milletiz ki, az bir nüfus ile önemli görevler üstlenmişiz. Uzman ve yetişmiş kişilerin kayboluşu elbette bize çok ağıra mal olacaktır.

(...) Bakan yardımcısı en son raporumun önemli bölümlerini inceledikten sonra, Londra'da hazır bulunan 6 casusun raporlarını dinlemek için düzenlenen konferansa götürdü beni. Sömürgeler Bakanlığı yetkilileri ve Bakan bu toplantıda hazır bulunuyordu. Arkadaşlarım raporların önemli kesimlerini okudular. Ben de Türkiye hakkında hazırladığım raporun konu başlıklarını okudum. Bakan Yardımcısı ve diğer bazı yetkililer faaliyetlerimden dolayı beni kutlayarak teşvik ediyorlardı. Buna rağmen başarılar listesinde üçüncü sırada bulunuyordum.

MÜSLÜMAN GİBİ İSLAM'I ÖĞRENİYORLAR

Şunu da eklemeliyim ki; Türkçe, Arapça, Kur'an tecvidi ve Kur'an tefsiri okuyup öğrenmede çok başarılı olmuştum. Ancak Osmanlı Devleti'nin zayıf noktalarını belirleyip rapor etmede aynı başarıyı kaydedememiştim. Altı saat süren konferanstan sonra Bakan Yardımcısı bu zayıf noktamı bana hatırlattı. Ona dedim ki: "Bu iki yılda benim için önemli olan iki dil öğrenmek, Kur'an ve İslam ahkâmını kavramaktı. Başka işler için yeterli fırsat bulamıyordum. Eğer bana güvenirseniz gelecekte bunu gideririm". O da bana: "Kuşkusuz ki sen işinde başarılısın. Ancak biz senin herkesten daha başarılı olmanı bekliyoruz" dedi ve şöyle devam etti: "Gelecekteki görevinde iki önemli nokta vardır: Müslümanlar arasına nüfuz ederek aralarında ayrılık yaratabileceğimiz zayıf noktalarını bulmak. Düşmanı yenebileceğimiz unsurlardan birisi budur.

Zayıf noktaları belirledikten sonra tefrika ve anlaşmazlık icat etmeye başlamak. Bu önemli görevinde başarılı olursan iftihar madalyasına lâyık en iyi İngiliz casuslarından biri olduğuna emin olabilirsin".

Humpher daha sonra altı ay Londra'da kaldığını, bu arada halasının kızıyla evlendiğini ifade ediyor. Ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Ancak tam bu sırada, Bakanlıktan aldığım bir emirde hiç zaman kaybetmeden Irak'a gitmem isteniyordu. Irak uzun yıllar Osmanlı egemenliği altında kalan bir ülkeydi. Bir çok dostumuz gibi ben ve eşim de bu beklenmedik görevden dolayı pek üzülmüştük. Ancak vatan aşkı ve arkadaşlar arasındaki rekabet eş ve çocuk sevgisini yenmişti. Bu yüzden görevi hiç düşünmeden kabul ettim. Görevimi çocuğumuzun doğumundan sonraya erteletmek isteyen eşimin ısrarları hiçbir yarar sağlamadı".

FİTNE ÇIKARMAK VATANÎ GÖREV

İslam ülkelerinde karışıklık ve fitne çıkarma işini vatan aşkı olarak kabul etmiş bulunan Humpher Basra'daki faaliyetlerini şöyle anlatıyor:

"Denizlerde altı aylık bir yolculuktan sonra Basra'ya ulaştım. Bu şehirde genellikle etraftan gelen kabileler yaşamaktadır. Burada Şii ve Sünni, İranlı ve Arap olarak iki grup bir arada yaşamaktadır. Basra'da çok az sayıda Hıristiyan da bulunmaktadır. Hayatımda ilk kez Şii ve İranlılar ile tanışıyorum.

Sömürgeler Bakanlığı'nın yüksek makamlarına bir keresinde Sünni-Şii ihtilafı konusunu açarak dedim ki, 'Müslümanlar eğer yaşamanın anlamını kavramış olsalardı aralarındaki bu ihtilafa son verir, birlik olurlardı'. Meclis Başkanı aniden sözümü keserek: 'Sen Müslümanlar arasındaki ihtilaf ateşini körüklemelisin. Oysa şimdi onları birliğe davet ediyor gibisin' demişti. Yine Bakan Yardımcısı beni Irak yolculuğuna göndermeden önce şöyle diyordu: 'Humpher, sen bilirsin ki savaş doğal bir şeydir. Allah'ın Adem'i yarattığı ve Hâbil'le Kâbil'in doğduğu zamandan itibaren insanlar arasında sürekli ihtilaflar mevcut olmuştur. Ve bu ihtilaflar Mesih (Hz. İsa) dönünceye kadar devam edecektir. İnsanlar arasındaki ihtilafları 5 kısma ayırabiliriz:

Renk ayırımı (siyah-beyaz vs.),

Kabile ihtilafları,

Arazi ihtilafları,

Dinî ihtilaflar,

Milliyetçilik.

İHTİLAFLARI ARTIRMAK

Senin bu yolculuktaki en önemli görevin Müslümanlar arasındaki ihtilafların boyutlarını belirlemektir. Ayrılık ateşini patlayıncaya kadar körüklemenin yollarını arayıp bulmalısın. Bu konuda edineceğin bilgileri Londra'ya iletmelisin. Eğer başarabilirsen bazı İslam topraklarında Sünni-Şii savaşı başlar. Bunu yapabilirsen Büyük Britanya'ya en büyük hizmeti yapmış olursun".

Sömürgeler Bakanının Yardımcısı sözlerine şu şekilde devam ediyor:

"Biz İngilizler sömürülen ülkelerde ayrılık tohumlarını ekmedikçe ve ayrılık ateşini tutuşturmadıkça rahat ve müreffeh yaşayamayacağız. Biz Osmanlı İmparatorluğu'nu şehirlerde ve sultası altındaki ülkelerde kargaşalık ve ayaklanmalar icat ettiğimiz taktirde yenebiliriz. Küçük İngiliz halkı böyle geniş bir toprağı başka türlü nasıl işgal edebilir? Bu durumda sayın Hemofer, sen bütün gücünle karışıklık, ayrılık ve ayaklanma ateşini tutuşturmaya çalışmalısın. Göreve bu noktadan başlamalısın. Şunu bil ki Osmanlı ve İranlıların bölgedeki gücü sarsılmaktadır. Sen halkı yöneticilere karşı kışkırtmakla görevlisin. Tarihî kanıtlar şunu ispat etmiştir ki; bütün inkılaplar halkın yöneticilere karşı ayaklanması ile başlamıştır. Eğer bir bölgede halk arasında ihtilaf, kargaşalık baş gösterirse, birlikten vazgeçerlerse onları sömürme ortamı kendiliğinden doğmuş olur".
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100