Bu haber kez okundu.

Mübarek omuzlarda göğe yükseldi
Kureyş, Peygamberimiizin (s.a.a) müttefiği olan Huzaa kabilesine karşı bir saldırı plânladı. Kureyş, Benî Bekr kabilesinden bazı grupları kışkırttı. Benî Bekr ile Huzaa arasında kavga meydana geldi. Benî Bekr Kureyş’in yardımıyla Huzaa’yı yenilgiye uğrattı. Bu davranışıyla Kureyş antlaşmayı bozmuş ve Müslümanlara savaş ilân etmiş oluyordu.
Resûlullah (s.a.a) Kureyş’le savaşmaya karar verdi ve şu ünlü sözünü söyledi: “Huzaa’ya yardım etmesem, yardım görmeyeyim.” Savaş için hazırlıklara başladı. Bu arada savaş hazırlığı yaptığının duyulmaması için gerekli olan tüm önlemleri alıyordu. Fakat Hatıb b. Ebu Beltea, bir kadın aracılığıyla Kureyş’e bir mektup yazarak Peygamber’in (s.a.a) kendileriyle savaşmak üzere hazırlık yaptığını haber verdi. Kadın henüz Medine’den biraz uzaklaşmıştı ki, Peygamberimize (s.a.a) vahiy indi ve bu olay O’na bildirildi. Peygamberimiz (s.a.a) derhal Hz. Ali ve Zübeyr’i kadının peşinden gönderdi ve kadın ellerinden kurtulmadan önce hızlı bir şekilde yol almalarını emretti. Medine’den birkaç mil uzakta kadını yakaladılar. Hz. Ali (a.s) kılıcını çekti ve kadına doğru hareket etti. Kadın mektubu çıkarıp Ali’ye verdi. Peygamber’in yanına döndüler ve mektubu ona teslim ettiler. (Tarih–i Taberî, 2/328; Sîret’ul–Halebiye, 3/75).
Peygamberimiz (s.a.a) Mekke’ye hareket etmek için gerekli olan tüm hazırlıkları ve donanımı tamamlayınca sancağını Hz. Ali’ye verdi. Diğer sancakları da kabilelerin önde gelen isimlerine teslim etti ve ardından Mekke’ye doğru yola çıktı. Kureyş, Peygamber’e (s.a.a) ve Müslümanlara karşı koyacak gücünün olmadığını anlayınca, teslim oldu. Her Kureyşli, Hz. Peygamber’in (s.a.a) verdiği güvenceye dayanarak evine kapanarak canını kurtarmaktan başka çare bulamadı. (Tarih–i Taberî, 2/332; el–Kâmil Fi’t–Tarih, İbni Esir, 2/243).
Resûlullah (s.a.a) sancağı ondan alması ve onunla birlikte Mekke’ye girmesi için Hz. Ali’yi (a.s) Sa’d b. Ubade’nin yanına gönderdi. (Tarih–i Taberî, 2/334; el–İrşad, Şeyh Müfid, s.121, böl. 34, bab: 2).
Resûlullah (s.a.a) büyük bir orduyla Mekke’ye girdi. Mekke uzun tarihi buyunca böyle bir orduyu görmüş değildi. Peygamber’in (s.a.a) sancağı Ali’nin (a.s) elindeydi. Mekke’nin kapılarına dayandığı sırada genel af ilân etti.
Ali’nin (a.s) şöyle dediği rivayet edilir:
“Resûlullah (s.a.a) beni putları kırmak üzere götürdü. Bana, ‘otur’ dedi. Kâbe’nin yanına çömeliverdim. Sonra Resûlullah (s.a.a) omuzlarıma çıktı ve ‘ayağa kalk’ dedi. Onu yukarı doğru kaldırdım. Benim altında zayıf olduğumu fark edince, ‘otur’ dedi. Oturdum ve o da omuzlarımdan aşağıya indi. Sonra, ‘Ey Ali! Omuzlarıma çık’ dedi. Peygamberin (s.a.a) omuzlarına çıktım. Sonra beni yukarı doğru kaldırdı. O anda istersem göğe ulaşabilirim, diye düşündüm. Kâbe’nin damına çıktım. Bakırdan yapılmış ve demir kazıklarla bağlanmış en büyük putu tutup yere attım. Bana, ‘onu yerinden sök’ dedi. Ben putu yerinden sökmek için uğraşırken, Peygamberimiz (s.a.a) de ‘iyi iyi’ diyerek beni teşvik ediyordu. Nihayet putu yerinden söktüm. Bana, ‘onu parçala’ dedi. Ben de putu kırıp parçaladım, sonra aşağı indim.” (el–Müstedrek Ale’s–Sahihayn, 2/367 ve 3/5. İbn–i Cevzi, Tezkiret’ül–Havas, s.34; Yenabi’ul–Mevedde, Kunduzî, s.254).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100