14 Mart 2004 Pazar 00:00
178 Okunma
Münafık zora gelmez
Münafıklara gelince, Resûlullah onların zahiri mazeretlerini kabul edip, işlerini Allah'a havale etti. Nihayet, Tevbe sûresinin âyetleri geldi.

Münafıkların zor şartlar altında ne gibi tavırlar takındıklarının bariz bir örneğini de Hendek savaşında görüyoruz. Hendek kazımı sırasında Selmân?ı Farisî, sert bir kayalıkla karşılaşmıştı. Durumu haber alan Resûlullah, bizzat kendisi kayayı kırmaya başladı ve kayadan çıkan kıvılcımlar her yanı aydınlattı. Ve Allah Resûlü, ashabına Yemen ve İran ülkelerini, Kisra saraylarını, Şam'ın anahtarlarını müjdeledi. Bunları duyan münafıklar; "Biz bu hendeğin içinde sıkıştık kaldık, o bize neler söylüyor", demek suretiyle nifaklarını yine açığa vurdular ve çalışma yerinden izinsiz olarak sıvışmaya başladılar.

Nitekim aynı savaşta, Kurayza Yahudilerinin ihanet haberini alan Allah Elçisi; "Sabredin, birleşik ordular yakında üzerinize gelecekler. Biraz sıkıntı çekeceksiniz, fakat zafer sizin olacaktır", diyerek Müslümanları sabra davet ettiğinde, münafık~|~lar âyette buyurulduğu üzere; "Allah ve Elçisi bize, boş bir aldatmacadan başka bir şey vadetmemiş" , diyerek, samimiyetsizliklerini ortaya koydular. Halbuki aynı gün birleşik orduları gören Müslümanların, ancak teslimiyeti, imanı ve sabrı artmıştı. "Mü'minler birleşik orduları görünce; 'Bu, Allah ve Elçisinin bize vadettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söyledi', dediler. Bu, onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı."

Câbir b. Abdullah'dan gelen bir rivayette ise; beraber çıkılan bir gazada muhacirlerden biri, ensardan birinin kıçına vuruverdi. Bunun üzerine ensârî; "Ey ensar!" diye seslendi. Muhacirlerden olan ise; "Ey muhacirler!" diye bağırarak muhacirleri çağırdı. Bunun üzerine Resûlullah; "Bu cahiliye dâvâsı da nedir?" buyurdu. Daha sonra haberi duyan münafık lideri Abdullah ibni Selül; "Onlar öyle bir işi yaptılar ha!.. Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye dönecek olursak en şerefli ve kuvvetli olan (kendisini kastediyor) oradan (Medine'den) en hakir olanı (Resûlullah'ı kastediyor) çıkaracaktır".

Bunun üzerine Hz. Ömer, Abdullah b. Selül'ün boynunu vurmak için izin istedi. Ancak Resûlullah; "Bırak onu! İnsanlar; Muhammed, ashabını öldürüyor, demesinler", buyurdu.

Bu hadise üzerine nazil olan Münafıkûn sûresi 7. ve 8. âyetlerde Cenâb?ı Hak; "Onlar; 'Andolsun, eğer Medine'ye dönersek; en üstün olan, en alçak olanı oradan muhakkak çıkaracaktır', diyorlardı. Halbuki üstünlük ancak Allah'ın, Peygamber'inin ve mü'minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler", buyurmak suretiyle, münafıkların halini ifade ediyor.

Bu olaylar cereyan ederken, Abdullah ibni Selül'ün, samimi olarak iman etmiş olan oğlu Abdullah'ın, Resûlullah'ın babasını öldürteceği yolunda haberler duyunca Peygamber'e gelmesi ve; "İzin ver ki, kâfir olan babamı kendi elimle öldüreyim", diyerek Resûlullah'tan izin istemesi son derece ibret verici, düşündürücü bir hadisedir. Nifak ve küfür sebebiyle kararmış bir kalp ile, imanın kök saldığı bir kalbin arasındaki farkı göstermesi bakımından bu hadise de ibretlerle doludur. Resûlullah'ın, Abdullah'a cevabı ise; "Biz ona iyi davranacağız. Ona güzel muamelede bulunacağız. Yanımızdaki sohbeti sebebiyle, kendisine herhangi bir şey yapılmayacaktır", şeklinde olmuştur.

Münafıkların çıkardığı nifak ve fitnelerin belki de en korkuncu ve Müslümanları en derinden yaralayanı Hz. Aişe'ye iftira edilmesi, 'İfk' hadisesidir.

Benî Mustalik Gazvesine Resûlullah'la beraber katılan Hz. âişe, ordu, Medine yakınında geceyi geçirmek için konakladığında, düşürdüğü gerdanlığını ararken, ordu yola çıktı. Hz. âişe, ordunun konakladığı yerde oturup bekledi. İslâm ordusunun arkasından gelerek unutulan eşyaları toplamakla görevlendirilen Safvan ibni Muattal sabah aydınlığında onu gördü ve devesine bindirerek Medine'ye girmeden, orduya yetiştirdi. Aslında bu, basit bir hadisedir. Ancak boş durmayan münafıklar, hemen faaliyete geçerek konuşmaya başladılar. Dedikoducuların liderliğini Abdullah b. Selül yapıyordu. Hassan b. Sabit, Hamne binti Cahş, Mıstah b. Usase de iftirayı yayanların başında idiler. Safvan ibni Muattal'ın, zaten arasının açık olduğu Hassan b. Sabit'e düşmanlığı artmıştı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100