11 Ağustos 2002 Pazar 00:00
257 Okunma
Müşahadelerle Ermeni vahşeti
FASL?I MUHABBET / Ümit KAYAÇELEBİ

8?9 yaşlarında iken düşman saldırısına uğrayıp sağ kalanlarla birlikte kaçarken Ermenilerce esir alınarak Erivan'a götürülen, bilahare Kâzım Karabekir Paşa'nın doğuda açtığı okullarda okuyan Ali Ayrım, bizzat şahit olduğu Ermeni vahşetini şöylece nakletmektedir:

"Çarlık çöktükten sonra ortaya çıkan az süreli, geçici olan bu yönetimlerin birisinde, Taşnakyan Komitecilerinin önderliği ve zoru ile Erivan'daki Ermeniler kurmuş, Ermeni birliklerini Rusların çekilirken bıraktıkları silahlarla donatmış, Türklere karşı gösteri yapıyor, caka satıyor, bu kez de Aras nehri ötesinde Ermenistan içinde bulunan yüzlerce Azeri Türk ve Müslüman köylerini bastırıyor, yağmalatıyor, insanlarını kurşunlatıyor, hançerletiyor, başlarını baltalarla kestiriyor, güçlerini göstermek için kanlı baltalarını kanlı kütükler üstüne saplatıyorlardı.

Köme köme, yığın yığın ölülerle dolmuş Müslüman köyleri, yerle bir olmuş, sokaklar pıhtılaşmış, katran rengini almış kanla örtü~|~lmüş, badanalı evlerin duvarlarına, Müslüman kadın ve kızlarının her duygu sahibi yaratığa acı, utanç veren çirkin, çırılçıplak resimlerini çizmiş, öldürdükleri insanların erkek ve dişi organlarını iplere dizerek kolyeler halinde, ağaçlara ve kapılara asmışlardı... İçleri gibi kömür karası giysiler giymiş, göğüsleri sıra sıra fişeklerle, bellerinde tabanca, hançer bıçak, bombaları asılı, omuzlarında tüfek, ellerinde sapları kan rengine boyanmış baltaları ile saldıran gözü kara komitacılar hiç boş durmuyor, her gün yeni yeni canavarlık yapıyor, elleri böğürlerinde, öldürdükleri Türk, Müslüman sayısının çokluğu ile övünüyor, şişiriyor, tüyleri kabarmış hindiler gibi kanat açıyor, koltuk kabartıyor, "hurra, hurra!" diye cuşa gelerek homurdar gibi bir sesle; 'Anadolu! Anadolu! Anadolu'da Anadolu!' diye sayıklıyor, dayılarına dayanarak, ellerini çabuk tutmak, Doğu Anadolu'yu, Sivas'ı, Erzurum'u, Van'ı, Muş'u, Ağrı'yı, Bitlis'i, tümü ile yutmak istiyorlardı.

Şimdi suyun ötesinde duyulmakta olan kurşun sesleri daha da yaklaşmış, büyük bir kalabalıkla birlikte düşmanla dövüşenler de geri çekilmiş, gelmiş köyü doldurmuşlardı. Biraz sonra kalkan toz bulutları içinde; Ermeni atlıları da köye girmiş, sokaklarda kıyasıya bir boğuşma ve didişme başlamıştı. Köprü başındaki düzen bozulmuş, kavgalar çoğalmış, itişen kakışanlar görülmüştü. Karışıklık ve didişme yüzünden, köprüden çok az insan geçebiliyor, köprü başına hücum edenlerden itilerek suya düşürülenler de görülüyor, köprü üstünde geçmekte olanlardan kimisinin ayağı kayıyor, yada telaştan şuurunu kaybediyor suya yuvarlanıyordu.

Dere suları düşmanla birlik olmuş, gittikçe daha korkunç hal alıyor, kıpkızıl çamurdan iri iri dalgalar halinde yuvarlanırcasına akıyordu. Köprüden geçebilenler, öte tarafta kalanlarlardan karmakarışık gürültülü sesler, iniltiler duyuluyordu. Karşımızdakilerden birçokları dere suyunu deve üstünde geçmeyi denemiş, fakat azgın derede devesiyle birlikte su içinde kaybolup gitmişti. Çıldıranlar, kendisini kaldırıp dalgalar arasına atarak öldürenler de vardı. Bir aralık, son ümit olan bu dört kavak ağacından yapılmış köprüyü de sular almış götürmüştü. Ermeniler öldürdükçe öldürüyor, kim varsa öldürüyorlardı.

Bizim taraftakiler galiba akıllarını kaybetmiş olacaklar ki, Ermeniler açıktan açığa köy içinde görüldükleri halde, kimse kaçmıyor köydeki faciayı seyrediyorlardı. Karşıda ise başıboş hayvanlar, sürüler halinde sokaktan sokağa kaçışıyor, böğürüyor, tavuklar durmadan duvardan duvara uçuyor, çırpınıyor, acı acı bağrışıyorlardı.

Binicilerin vurulmuş eyerli, yularlı atlarla dörtnala başıboş dört bir yana dönüyor, kişniyor, köyün Ermenilerin eline geçen mahalleleri yakılmış ve cayır cayır yanıyordu. Makinalı tüfekler mavzerler, ara vermeden mermi yağdırıyor, ara sıra da gürültüyle bombaların patlatıldığı yerlerden taş toprağın havaya uçtuğu etrafa yayıldığı görülüyordu. Kurşunlar bazen üzerimizden vızlayarak geçiyordu.

Sayıları gittikçe azalan, sağ kalabilen Müslüman mücahitlerin sokaklardan ırmağa doğru çekilmeye başladığı görülünce, kafilemiz dalmış olduğu uykudan uyanmış, birdenbire kendiliğinden harekete geçmişti. Kısa sürede göç parça parça az veya çok topluluklar halinde, ileride yollara dizilmiş hiç kimse arkasına bakmadan kaçıyordu.

Aras nehrini tekrar geçmiş, tepeler kayalar arasından uzayan dar bir yoldan sıralanmış iniyorduk. Düze indiğimizde üstümüze kurşun yağmuru boşanmıştı. Kafile darmadağın olmuş, kaçıyordu. Dört bir yandan şapkalılar aç kurtların koyun sürüsüne saldırısı gibi üstümüze geliyorlar ve çember gittikçe daralıyordu.

Elinde sopa bile bulunmayan zavalı Müslümanlara durmadan kurşun sıkıyor, hançer saplıyor, kıpkırmızı kanlarını yere döküyor, kahkalar atıyor, alay ediyor, küfrediyorlardı. Yollar, dağ yamaçları, çocuk, kadın, erkek, genç, ihtiyar cesetleriyle, can çekişen, hırlayan yaralılarla dolmuştu. Erkekler yalnız can derdinde, kadınlarsa namuslarının derdindeydiler.

İyi günlerde güzelleşsin diye pudraladıkları yüzlerini tırnakları ile tırmalıyor, yüzlerine toprak sürüyor, çamur sıvıyor, saçlarını yoluyor, çirkinleşmeye çalışıyor, kendisini çirken göstermek için her yolu deniyordu. Yüzlercesinin elleri göklerde Allah'a yalvarıyor yüzüstü yerlere kapanıyor, Peygamberlerini, evliyalarını çağırıyor, delirmiş gibi şaşkın şaşkın çırpınıyorlardı.

Birdenbire üstteki tepelerden Kürt atlılar sel gibi dolu dizgin akmış gelmiş ellerindeki kılıçlarla Ermenilere saldırıyorlardı. Başlarında etrafı renk renk saçaklı, ipekli kumaşlar sarılmış karlı dağları hatırlatan ak ak külahlar vardı...

Kürtler Ermenilerin çoğunu kılıçtan geçirmiş, bulabildikleri, işlerine yarayacak şeyleri almış bize de "Hadi kardeşler, savuşun kaçın" diye bağırmış, atlarını sürüp gitmişlerdi. Biz geriye dönüp kaçarken Ermeniler tekrar bizi çevirmişlerdi. Bizi ararken Kur'an'ı ayakları altına alıyor tekmeliyor, üstüne tükürüyorlardı. Kadınların saçlarından tutup entarilerini yırtıp yanımızda tecavüz ediyorlardı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100