Bu haber kez okundu.

Nasihatler
~|~ Hazret?i Peygamber ?sallâllâhü aleyhi ve sellem?, helâl ve harâma karşı çok dikkatli olduğu gibi, şüpheli şeylerden de son derece sakınırdı. Hattâ bir seferinde Hazret?i Hasan, henüz küçük bir çocukken, mescidde dedesinin kucağında oturmuş, onunla birlikte zekât hurmalarının dağıtılmasını seyrediyordu. Önündeki
hurmalardan birini ağzına atınca, Rasûlullâh ?sallâllâhü aleyhi ve sellem? onu:
"At, at! At o hurmayı! Bizim sadaka yemediğimizi bilmiyor musun?" diye îkâz etti ve torununun ağzındaki hurmayı yere attırdı.
Hazret?i Mevlânâ ?kuddise sirruh? helâl lokma husûsunda şöyle buyurur:
"Lokmalar, tohum gibidir. Meyvesi fikir, düğünce ve niyetlerdir."
"Sende ibâdet ve tâatlere arzu, iştiyâk ve iştihâ uyandırarak feyz veren lokmalar helâl; ibâdet ve tâatlere tembellik uyandıran ve kalbde kasvete sebep olan lokmalarsa harâmdır."
"Sen, hayâtında helâl lokmaları çoğalt! Şüpheli ve harâm lokmalardan da kaçın ki, ibâdet ve tâatin lezzetini tadarak huşûa erebilesin!"
Bir Allâh dostu da şöyle buyurur:
"Unutma ki, ibâdet ve tâatten telezzüz, en büyük kerâmettir."
Cenâb?ı Hakk âyet?i kerîmede:
"Muhakkak ki, namazlarını huşû ile kılan müminler kurtuluşa erdi." (el?Mü'minûn, 1?2) buyurmaktadır.
Cemiyetimizde dinin sadece âhıret saadeti kazandıran inançlar manzûmesinden ibâret bir müessese olduğu görüşü hâkim olmuştur. Halbuki din yalnızca ahıret saadeti kazandıran bir müessese değil, cemiyet hayatını da tanzîm edip insanlara huzurlu ve emniyetli bir ortam oluşturur.
Bir gece vaktiydi. Hazret?i Ömer ?radıyallâhü anh?, mûtâdı olduğu üzre Medîne sokaklarını gezmekteydi ki, önünden geçmekte olduğu bir evden dışarıya kadar taşan bir ana ile kızının tartışması gayr?i ihtiyârî kulaklarına dolması üzerine durakladı; konuşulanlar dikkatini çekti. Ana, kızına: "Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi. Kız ise: "Anacığım, halîfe süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?" dedi. Ana, kızının sözlerine sert çıkarak: "Kızım, gecenin bu saatinde halîfenin süte su kattığımızdan nereden haberi olacak?!." dedi. Ancak gönlü Allâh korkusu ile diri olan kız, anasının süte su katma hîlesini yine kabullenmedi: "Anacığım! Halîfe görmüyor diyelim, Allâh da mı görmüyor? Bu hîleyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen Allâh'dan gizlemek mümkün mü?.." dedi. Rabbânî hakîkatlerle dolu bir kalbe sahip olan bu nezihe kızın, derûnî bir Allâh korkusu içinde annesine verdiği cevap, Hazret?i Ömer ?radıyallâhü anh?'ı son derece duygulandırdı. Emîru'l?mü'minîn, onu, sıradan bir sütçü kadının kızı değil, gönlündeki takvâsı ile müstesnâ bir nasîb bildi ve oğluna gelin olarak aldı. Bu temiz silsileden de İslâm tarihinde beşinci halîfe olarak yâd edilen Ömer bin Abdülazîz gibi bir evlâd dünyâya geldi. Bu hâdise gösteriyor ki, dâimâ helâle riâyet ederek yaşamak beşerin iki cihân saâdeti bakımından da bir ahsen?i takvîm makâmı olurken, bunun aksine hareket, yâni helâl kılınan sayısız nîmetlerle yetinmeyip, harâma veya şüphelilere yönelmek, kulluğa yakışmayan bir davranış olmaktadır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100