Bu haber kez okundu.

NASİHATLER / Rahmet Peygamberi'nde Tevâzu
Gurûrun kaynağı, övülmek ve takdîr edilmektir. Bu hâl, insanları şımartan fârikalardan biridir. Rasûlullâh ?sallâllâhü aleyhi ve sellem?, insanların en şereflisi olup Allâh'ın medhine nâil olduğu halde, sahâbesine: "Bana: "Allâh'ın kulu ve Rasûlü'dür" deyiniz!" (Buhârî, Müslim) buyurmuştur. ~|~ Ebû Üsâme ?radıyallâhu anh? anlatır: "Peygamberimiz (sav)in sözleri Kur'ân'dı. Çok zikreder, hutbelerini kısa tutar, namazını uzun kılardı. Bir yoksulun, bir bîçârenin iğini görmek için onunla birlikte yürümekten âr etmez, bilâkis haz duyardı."
Enes ?radıyallâhu anh? buyuruyor ki: "Rasûlullâh (sav), çok zikreder, az şaka yapardı. Merkebe biner, kaba yünden elbiseler giyer, kölelerin dâvetlerine gider, hastaları ziyâret eder, cenâzelerde bulunurdu. Sen onu Hayber'in fethedildiği gün yuları hurma liflerinden olan merkebin sırtında bir görmeliydin! Cenâb?ı Hak, kendisine zaferler bahşettikçe tevâzuu ve şükrü artıyordu."
Cerîr ?radıyallâhu anh? anlatıyor: "Mekke'nin fethedildiği gün Peygamber (sav)in huzuruna bir kimse gelmişti. Adamcağız Rasûlullâh (sav)'in maddî ve mânevî heybetini görünce dehşete kapılıp titremeye başladı. Onun bu hâlini gören Rasûlullâh (sav), gayet yumuşak ve tatlı bir lisanla: "Serbest dur, sıkılma! Ben hükümdar değilim, ben Kureyş kabîlesinden kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!" buyurdu."
Âmir bin Rebîa ?radıyallâhu anh? anlatıyor: "Bir gün Peygamber (sav) ile birlikte mescide gidiyordum. Yolda ayakkabısının bağı koptu. Tamir etmek için almak istedim. Allâh Rasûlü (sav) onu bana vermedi ve: "Bu tercihtir, tercîhi (yani kendini başkasından üstün tutmaktan ve kendi işini başkasına gördürmekten) hoşlanmam!" buyurdu."
İnsanlara hidâyet tevzî eden onlara sonsuz bir saadet bahşeden Allâh Rasûlü, bu ebedî faydası mukâbilinde en ufak bir dünyevîlikten dahî müstağnî idi.
Dînin gâyesi, güzel insan, zarîf insan, derin insan yetiştirmektir. Bu da, Hakk'a kulluğun idrâki ile olur. Bu olgunlaşmaya kalbin ürperiş ve kıpırdanışları ile gidilir. Cenâb?ı Hakk: "Mü'minler ancak Allâh anıldığı zaman kalbleri titreyen kimselerdir!" (Enfâl, 2) buyurmaktadır.
İinsan, kelime olarak "nisyân" ve "üns"le alâkalıdır. Nisyânın zıddı zikirdir. Kur'ân?ı Kerîm'de ikiyüzelli küsûr yerde "zikir" kelimesi geçer. Zikir cevheri kalb merkezine oturursa, o kalbde Hakk'a kulluk ve Hakk'ı tanıma başlar. Sevenler, sevdiklerini hiçbir zaman unutmazlar; dillerinden ve kalblerinden düşürmezler. Îmân hayâtının zevk u safâsını yaşamak isteyen gönüller, zikri kalblerinde devâm ettirirler. Ayakta, otururken, yatarken zikirde bulunup semâvât ve arzın yaradılışındaki ince, nâzenîn hikmetlere dalarlar da: "Yâ Rabbî! Bunları boşuna ve abes yaratmadın; noksanlardan münezzeh bir sübhânsın! Cehennem azâbından bizleri koru Allâh'ım!.." (Âl?i imrân, 191) derler. Bu derinliği ve inceliği kazanamayan kalbi Allâh ?celle celâlühû? istemez. Zümer Sûresi'nin 22. âyet?i kerîmesinde:
"Allâh'ın zikrine karşı kalbi katılaşmış olanlara yazıklar olsun!.." buyurulur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100