17 Eylül 2014 Çarşamba 00:01
922 Okunma
‘Nasıl kendi akıbetimden korkmayayım’
Resûlullah (s.a.a.) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resûlullah’ı (s.a.a.) yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resûlullah (s.a.a.) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah’a şöyle yalvarıp yakarıyor:
“Allah’ım! Bağışladığın nimetleri Benden esirgeme. Beni, düşmanlarını Bana gülme vesilesi kılma, kıskançları Bana musallat etme.
Allah’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.
Allah’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.”
Ümmü Seleme Resûlullah’ın (s.a.a.) bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resûlullah (s.a.a) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.
Ümmü Seleme şöyle dedi: “Ya Resûlallah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah’tan böyle korkuyorsunuz, Allah’tan bir an bile Sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!”
Resûlullah (s.a.a.) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular: “Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysaki Allah Teâlâ, Hz. Yunus’u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!” (Biharü’l-Envâr, c. 16, s. 217).
İmam Ca’fer Sâdık (a.s.) şöyle buyuruyor:
“Sa’d b. Muaz’ın ölüm haberini Resûlullah’a (s.a.a.) verdiklerinde, Resûlullah kalkıp ashabıyla birlikte onun evine gittiler. Resûlullah’ın emri ile Sa’d’a gusül verdiler. Gusül ve kefenleme işleminden sonra onu bir tabuta bırakıp defnetmek için kabristana götürdüler. Cenazeyi teşyi ederken Resûlullah (s.a.a.) yalın ayak ve abasız hareket ediyordu, kabrin yakınına ulaşana dek bazen tabutun sağ bazen de sol tarafını tutuyordu. Resûlullah’ın (s.a.a.) bizzat kendisi kabrin içine girip cenazeyi kabre bıraktı; taş, tuğla ve diğer şeylerin getirilmesini emretti. Daha sonra mübarek elleriyle cenazenin üzerini kapatıp onun üzerine toprak döktüler.
Bu esnada Sa’d’ın annesi kabrin kenarına gelerek şöyle dedi: ‘Ey Sa’d! Cennet sana kutlu olsun.’
Resûlullah (s.a.a.) bu sözü ondan duyar duymaz şöyle buyurdular: ‘Ey Sa’d’ın annesi! Sus! Allah adına bu kadar kesin ve yakîn ile konuşma. Şimdi Sa’d kabir azabına duçar olmuştur ve bundan dolayı eziyet görür.’
Daha sonra kabristandan geri döndüler. Hz. Peygamber’le birlikte olan halk şöyle dediler: ‘Ya Resûlallah! Sa’d için yaptığın işleri şimdiye kadar hiç kimse hakkında yapmamıştınız. Ayak yalın, abasız onun cenazesini teşyi ettiniz; tabutun bazen sağ bazen de sol tarafından tutuyordunuz…’
Resûlullah (s.a.a.) onların cevabında şöyle buyurdular: ‘Melekler de abasız ve ayakkabısız idiler; Ben de onlara uydum, elim Cebrail’in elinde olduğundan dolayı o tabutun neresinden tutuyorduysa Ben de o tarafından tutuyordum.’
Halk bu sözleri duyunca şöyle dediler: ‘Ya Resûlallah! Sa’d’ın cenazesine namaz kıldınız, mübarek ellerinizle onu kabre bıraktınız, kabri kendi elinizle düzelttiniz, yine de kabir Sa’d’ı sıktı mı diyorsunuz?’
Resûlullah (s.a.a.) cevaben, ‘Evet, kabir azabına duçar oldu. Çünkü o, evinde kötü ahlaklı idi, kabir azabı bundan dolayı idi’ buyurdu.” (Biharü’l-Envâr, c. 6, s. 220 ve c. 22, s. 107 ve c. 73, s. 298).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100