03 Ağustos 2002 Cumartesi 00:00
200 Okunma
Neden Prof. Dr. Haydar BAŞ?
MİSAFİR KALEM / Ali Fuat ULUTÜRK

Milletlerin varlığında devlet ruh, hükümetler ise beden gibidir. Ruhun bedende bulunması hayat, terki ise ölümdür... Bu nedenle diyebilirim ki hükümetlerin en önemli görevi, mensubu olduğu milletinin mutlu ve muzaffer olmasını temin için sadakat ve imanla devletine hizmet etmektir. Zira, hükümetlerin temeli devlet olup, devletsiz hükümetlerden bahsedilmesi mümkün olamaz. Devletlerin varlığında ve temelinde var olması gereken, şekil, isimden önce, gerçek anlamda adalet, hürriyet ve yüce değerleri, bulunması ve korunmasıdır. Zalimlere ve zulme hizmetten yana olan kanunların çokluğu, bir anlam ifade etmez. Zira; "hükümdar adil olursa, memleket kanunsuz da idare edilebilir" demişler.

Devletin kuruluşu, anlamı ve önemi:

Bugünkü mirasyedilerin, karnı tok gözü açların; batının mukallidi, bâtılın havarileri, nefs-i emmârenin bataklığında çırpınan laf kalpazanlarının; nereden gelip nereye gideceğinden bîhaber, yaratılış amacının dışında yaşayan, ilim ~|~ve hilmden nasipsiz, sorumsuz kimselerin; devletin varlığını, anlam ve önemini idrak etmeleri, mümkün değildir. Zira kendinden haberi olmayanların, neden haberleri olabilir ki?..

Oysa ki bir devletin nice mal ve canlara mukabil kurulduğunu, gerektiğinde de uğruna, daha nice mal ve canların feda edileceği gönül erlerince bilinmektedir...

Her şeye rağmen, bugün yeryüzünde millet, vatan ve devlet sahibi olmaktan mahrum bulunan sayısız beşeri kavim ve toplumlar bulunmaktadır. Bunlar; dünya devletleri arasında, birçok insanî ve medenî haklardan mahrum kalmak suretiyle, adeta esaret hayatı yaşamaktadırlar. Çünkü bir toplumun millet haline gelerek vatan ve devlet sahibi olması sanıldığı kadar kolay değildir. Beşeri toplumlarda millet olma tarihî sürec ve şuurunun oluşması ve bu uğurda gereken bedelin ödenmesi, çok büyük bir önem taşımaktadır. Öncelikle de Hakk'a kulluk ve İlahî rızanın kazanılması sevdası ile imanda birleşerek mal ve canın korkusuzca feda edilmesi gerekmektedir. Filistin'de yaşananlar buna dair bir örnektir. Diğer taraftan, Filistin halkı gibi yıllardır sayısızca can ve mal kaybına maruz kalarak, hürriyet ve devlet kurma uğruna savaşmak zorunda kalan Çeçenistan halkının yürekler yakan, vicdanlar titreten durumuna ne demeli? Ne var ki, mazlum halkların Hakk'ı terk ile güçsüz kaldıkları müddetçe, zalimlerin zulmünden ve esaretlerinden kurtulmaları mümkün değildir. Hakk'a iman ve halka hizmet esas ve prensipleri doğrultusunda adalet ve cesaretle mümkün olan her görevi, şuurla ifa etmedikçe, bir milletin mümkün hale gelmesi düşünülemez. İşin doğrusu, mümkünü, mümkün kılmadıkça, mümkün hale gelmek mümkün olamaz.

Sözlük anlamı ile devlet, "Belirli bir toprağı olup, bir hükümet idaresinde teşkilatlanmış bulunan ve yurt dışı hiç bir kontrole bağlı olmayan, diğerleri tarafından tanınmış siyasal ve erkin topluluk" anlamında ifade edilmektedir. Siyasal sınırları belirgin bir kutsal vatan toprakları üzerinde kurulu bulunan ve dünya devletlerince tanınan bağımsız, siyasal ve özgür her devletin temel yapısında; mensubu bulunduğu milletinin, uğrunda yaşanması ve ölünmesi gereken yüce değerleri ve ilkeleri bulunmaktadır. Bu husus, bütün dünya milletleri ve devletleri için geçerlidir. Çünkü, her milletin sahip olduğu temel düşünce ve değerler, o milletin amacı doğrultusunda karakterini, ahlâkını, azmini, inançlarını, yaşamasını, ölmesini, dünyevî ve uhrevî başarı ve mutluluklarının özünü teşkil eder.

Ancak, bilindiği kadarı ile yerkürede mevcut bulunan devletler arasında Osmanlı Devleti'nin, çok büyük öneme haiz ve bugüne kadar, daha erişilmesi kabil olmayan yeri, değer ve hasletleri vardır. Osmanlı'nın cihanşümûl bir devlet olma sırrı ise, evrende var olan mevcut devletlerde asla bulunmayan beş temel esas üzerinde kurulmasından dolayıdır. Çok büyük öneme haiz bu ulvi beş esas değerlerin başında, "nesli, nefsi, dini, aklı, malı korumak" gibi esaslar gelmektedir.

Osmanlı Devleti'nin, bu beş temel esas üzerinde kurulması ve sadakatla bağlı kalması, güçlenerek yücelmesine, fetihler yapılmasına, üç kıt'aya yayılarak koca bir imparatorluk olmasına vesile olmuştur. Beş esas temelden uzaklaşması ve terki ise Osmanlı Devleti'nin duraklaması, gerilemesi, yıkılması ve felaketine zemin hazırlamıştır.

Bugünkü huzursuzluğun, başarısızlığın, güvensizliğin, umutsuzluğun, başıboşluğun, sorumsuzluğun, vurgunculuğun, adaletsizliğin, ahlâksızlığın, geri kalmışlığın, eşitsizliğin, hürriyetsizliğin, kendini ve haddini bilmezliğin, saygısızlığın, vurdumduymazlığın, hortumculuğun, hülasa olarak her türlü hıyanet ve gayri meşru hayatın temelinde, bu beş hayati esastan mahrumiyet ve bihaber olmak yatmaktadır. Yani demek istediğim şudur ki, "nesli, nefsi, aklı, dini, malı korumak" amacından yoksun olan bir devletin mensuplarının mutlu ve muzaffer olmaları mümkün değildir.

...devam edecek
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100