Bu haber kez okundu.

O, eziyet edilmesini hoş karşılamazdı

Bir gün birisi Ali (a.s.)’ye palûze denilen çok güzel ve tatlı bir yiyecek getirdi. Ali yiyeceği yemedi. Şöyle bir baktı, sonra dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki, hoş bir kokun var, rengin de güzel, tadın da güzeldir; ama ben nefsimi, alışık olmadığı bir şeye alıştırmak istemiyorum.” (Biharu’l-Envar, 40 / 327)
Andolsun, Ali’nin bu zühdü, bazılarınca birbirinden farklı şeyler olsa da, yiğitliğinin anlamlarından ve mizacından, karakteristik özelliklerinden başka bir şey değildir.
İmam Ali’nin bu özelliği- iktidarda kaldıkları sürece Ali hakkında kötüleyici sözler söyleyen, minberlerde ona sövülmesini gelenek hâline getiren Emevî sülalesine mensup halifelerden biri olan- Ömer b. Abdulaziz’i şunu söylemek durumunda bırakmıştır: “Şu dünyada insanların en zahidi, Ali b. Ebu Talip’tir.” (age. 40 / 331, bap: 98)
Ali’nin Kûfe’de kendisi için hazırlanan sarayda ikamet etmeyi reddettiği meşhur bir hikayedir. O, sazlıklardan kesilmiş kuru kamıştan yapılan derme çatma kulübelerde yaşayan çok sayıdaki yoksulların meskenlerinden daha yüksek bir yerde oturmayı kabul etmemişti. Aşağıdaki sözleri, onun hayat tarzının çarpıcı bir ifadesidir: “Müminlerin çektiği acılara, zorluklara ortak olmadığım hâlde ‘Şu, müminlerin emiridir.’ denilmesini nasıl içime sindirebilirim?” (Nehc’ül-Belâğa, Süphi Salih bs. s.418, Mektup: 45)
Gururu ve İzzet-i Nefsi
Ali b. Ebu Talip yiğitliği, en göz kamaştırıcı anlamıyla, izzeti nefsin her türlü görkemiyle temsil ediyordu. İzzeti nefsin ve yüceliğin somut bir örneğiydi. Gurur ve üstünlük, yiğitlik ruhunun en temel özelliklerindendir. Dolayısıyla bunlar İmam’ın karakteristik özellikleriydiler. Bu nedenle, kendisini incitmiş olsa bile, bir adama eziyet etmeyi asla hoş karşılamazdı. Bir adamın, canına kast ettiğinden emin olsa bile, ona karşı saldırgan bir tutum takınmazdı.
Gurur ve iİzzet-i nefis sahibi olması hasebiyle, kendisini söven ve bu sövmeyi gelenek hâline getiren Emevîlere aynı şekilde karşılık vermeye yeltenmedi; onların düzeyine inmeye tenezzül etmedi... Tam tersine arkadaşlarının Emevîler hakkında yakışıksız sözler söylemelerine engel oldu. Onlara şöyle diyordu: “Sizin söven kimseler olmanızdan hoşlanmıyorum. Ama onların yaptıklarını vasfetseniz, durumlarını zikretseniz, en doğrusunu söylemiş olduğunuz gibi, daha çok mazur ve haklı olursunuz. Onlara söveceğinize şöyle deyiniz: Allah’ım! Bizim de onların da kanını heder olmaktan koru. Bizimle onların arasını ıslâh et. Onları içinde bulundukları sapıklıktan hidayete ulaştır ki, bilmeyenler hakkı tanısınlar, sapıklık ve düşmanlık uyandırıcı sözler sarf edenler, bundan vazgeçsinler.” (Nehc’ül-Belâğa, Suphi Salih bs. s.323, Hutbe: 206)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100