30 Ağustos 2015 Pazar 00:01
877 Okunma
O hem güvenilir hem de güçlüydü
Hicretin ilk günü sabahın ilk ışıkları yayılıp ilâhî güven ve esenlik bulutları Resûlullah’ı (s.a.a), İslâmî risaletin yeni karargahı Medine’ye  doğru attığı her adımda biraz daha kuşatıyordu. İmam Ali’nin kalbinin gözenekleri sevinçle açılıyordu. Çünkü türlü ihtimallerle, bin bir kötülükle dolu karanlık gece geride kalmıştı. Bu arada kendisine de bir şey olmamıştı. Görevini en iyi şekilde yerine getirmişti. Görevi yerine getirmede dikkatli, titiz ve uyanık olmak bakımından üstüne yoktu. İma Ali (a.s.) tam bir görev adamıydı.
Ali’nin (a.s) yerine getirmesi gereken başka görevler de vardı. Ki ondan başkası da bunları yapamazdı. Bu görevler şunlardı: Peygamber’e emanet bırakılan malları sahiplerine -ki hepsi de Kureyş müşriklerinden oluşuyordu- geri vermek. Bunlar Peygamber’in (s.a.a) güvenilir ve samimi bir kimse olduğunu biliyorlardı. Nitekim Resûlullah (s.a.a.) Kureyş arasında “doğru sözlü, güvenilir” ismiyle anılıyordu. Ayrıca hac zamanı Mekke’ye gelen Araplardan da O’na ziynet eşyalarını ve mallarını emanet bırakan kimseler vardı. İçinde bulunduğu şartlar son derece olumsuz da olsa, hayatı tehdit altında da olsa, insanın başından aklını alacak dehşetli saatler de yaşansa, Resûlullah verdiği sözü tutmayacak, emanete ihanet edecek biri değildi. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.a) bu görevi, bu tür işleri en iyi şekilde yapacak birine vermişti. Bu da İmam Ali’den (a.s) başkası değildi. Çünkü Resûlullah’ın (s.a.a) işlerini, ona kimlerin emanet bıraktığını, kimlerin mallarının Peygamber’in (s.a.a) yanında bulunduğunu ondan iyi bilecek kimse yoktu. O güçlü ve güvenilir biriydi.
Ali (a.s) bütün emanetleri sahiplerine ulaştırdı. Sonra Kâbe’de yüksek sesle şöyle dedi:
“Ey insanlar! Emanetini almayan biri kaldı mı? Vasiyeti olan biri var mı? Resûlullah’ın (s.a.a) kendisine bir hususta söz verdiği kimse var mı?”
Kimseden ses çıkmayınca ve kimse kendisine müracaat etmeyince, Mekke’den ayrılıp Resûlullah’a (s.a.a) katıldı. Ali b. Ebu Talib, Peygamber’in (s.a.a) ayrılmasından sonra Mekke’de üç gün kaldı. (el-Menakıb, İbn-i Şehraşûb, 2/58; Müruc’uz-Zeheb, Mes’udî, 2/285).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100