Bu haber kez okundu.

‘O, kendi zâtıyla mevcuttur’
İmam Gazali hazretleri şöyle buyurdu:
“Ruhun ne olduğunu açıklamaya ve hakikatini tanımaya gelince, bu bir sırdır. Öyle bir sır ki Hz. Peygamber’e (s.a.a.) bile, ehli olmayan kimselere onu açıklama izni verilmemiştir. Eğer sen ehli isen, dinle ve anla!
Bil ki ruh, suyun kovaya girmesi gibi bedene giren bir cisim değildir. Yine ruh, siyah rengin siyahlığın içine, ilmin âlime girmesi gibi; kalbe veya dimağa girmiş bir araz da değildir. Ruh, basîret sahiplerinin ittifakı ile, parçalanma kabul etmeyen bir cevherdir. Çünkü, eğer ruh bölünmeyi kabul etseydi; bir parçası ile bir şeyi bilmesi, diğer bir parçası ile de bizzat o şeyi bilmemesi caiz olurdu. Bu durumda, tek bir halde, hem âlim hem câhil olurdu ki bu, imkânsızdır. Bu durum ruhun parçalanma kabul etmeyen tek bir şey olduğunu göstermektedir.
Eğer, ‘Hz. Peygamber (s.a.a.) ruhun sırrını açıklamaktan ve hakikatini ortaya koymaktan niçin men edildi?’ denirse, şöyle cevap verilir:
Ruh, anlayışların kavrayıp taşıyamayacağı sıfatlara sahiptir. Çünkü insanlar, avam ve havas (seçkinler) olmak üzere iki kısımdır.
Cehalet ve manevî körlük içinde olan kimseler, ruhtaki bazı sıfatların Allah-u Teâlâ’nın da sıfatı olduğunu tasdik ve kabul etmez. Bu kimse, o sıfatların insanî ruhun sıfatları olduğunu nasıl tasdik etsin?
Aynı şekilde cehalet körlüğü içinde olan Kerrâmiyye grubu, bazı Hanbelîler ve diğerleri yüce yaratıcının cisim olmaktan ve cisme ait özellikler taşımaktan uzak oluşunu inkâr ettiler. Onlar, mevcut bir varlığın ancak işaret edilecek bir cisme sahip olduğunu düşünmektedirler.
Bu körlük ve taassuptan kurtulan bazı kimseler, Allah-u Teâlâ’nın cisim olmadığını söylediler; ancak, O’ndan cisme ait özellikleri gideremeyip Allah’ın bir yöne sahip olduğunu söylediler.
Bu cehalet körlüğünden kurtulanlar Allah-u Teâlâ’nın cisim olmadığını ve bir yön ile çevrelenmediğini söylediler.
Eğer, ‘Bu kimselere bunun sırrını açmak niçin caiz değildir?’ denirse, şu cevap verilir: Onlar, bu sıfatın Allah-u Teâlâ’dan başkasına ait olmasını imkânsız gördüler; onlara bunu söyleyecek olsan seni inkâr ederler ve şöyle derler: ‘Bu, Allah-u Teâlâ’yı varlıklara benzetmektir; çünkü sen kendini sadece yüce Allah’a ait bir sıfatla sıfatlandırmaktasın!’
Bu söz, bir cehalettir; onu söyleyen kimse hangi sıfatların sadece Allah-u Teâiâ’ya ait olduğunu bilmemektedir.
Biz: ‘İnsan, diridir, bilen, güç sahibi, irade eden, işiten, gören ve konuşandır; Allah-u Teâlâ da bu sıfatlara sahiptir’ dediğimiz zaman, bu sözde bir teşbih (yüce Allah’ı diğer varlıklara veya diğer varlıkları yüce Allah’a bir benzetme) yoktur. Çünkü bu sıfatlar, sadece yüce Allah’a ait sıfatlar değildir. Allah-u Teâlâ’nın sadece kendisine ait olan sıfatı, O’nun kayyûm oluşudur, yani O, kendi zâtıyla mevcuttur; O’nun dışındaki bütün varlıklar Allah ile hayat bulmuştur; yüce Allah ise, bir başkasıyla değil, kendi zâtıyla mevcuttur. Yaratılan bütün varlıkların kendilerine ait olan ancak yokluktur; onların vücut bulması, kendileri dışındaki bir varlıktan gelmektedir ve vücutları kendileri için mülk değil, birer emanettir.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100