04 Temmuz 2015 Cumartesi 00:26
1020 Okunma
O, mukayeseyle bilinmez, duyularla algılanmaz
Muhammed b. Ubeyd şöyle rivayet etmiştir:
Ebu’l-Hasan er-Rıza (Ali b. Musa aleyhisselâm)’a Allah’ın görülmesi meselesi ve bu hususta Sünni ve Şiilerin aktardığı rivayetlerle ilgili soru içeren bir mektup yazdım ve bu konuyu bana açmasını istedim.
Bana kendi el yazısıyla şöyle yazdı: “Herkes, görme aracılığıyla tanımanın, bilmenin zorunlu olacağı hususunda görüş birliği içindedir ve buna karşı çıkan yoktur. Allah’ın gözle görülmesi caiz olursa zorunlu olarak O’nu tanımak da gerçekleşir. Bu tanıma da ya imandır ya da iman değildir. Eğer görme yoluyla gerçekleşen bu tanıma iman sayılırsa dünya yurdunda kanıtlar aracılığıyla gerçekleşen tanımanın iman sayılmaması gerekir; çünkü kanıt aracılığıyla tanıma, görme aracılığıyla gerçekleşen tanımanın karşıtıdır. O zaman da dünyada bir tek mü’min olmazdı; çünkü hiçbiri yüce Allah’ı görmüş değildir. Eğer görme aracılığıyla gerçekleşen görme iman sayılmıyorsa o zaman kanıt yoluyla gerçekleşen tanıma, ahirette ya yok olacak veya olmayacak. Bu da gösteriyor ki Allah Azze ve Celle gözle görülmez; çünkü gözle görme bizim az önce tanımladığımız sonucu doğurur.”
Ahmed b. İshak şöyle rivayet etmiştir:
Ebu’l-Hasan Salis (Ali b. Muhammed el-Hudî aleyhisselâm)’a bir mektup yazarak Allah Azze ve Celle’yi görme meselesi ve bu meseleyle ilgili olarak insanlar arasındaki görüş ayrılıklarını sordum. Bana şu cevabı yazdı: “Gören ile görülen arasında görmenin aştığı bir hava boşluğu olmadığı sürece görme eylemi gerçekleşemez. Gören ile görülen arasında bu boşluk ortadan kalktı mı görme gerçekleşemez. Bu da gören ile görülen arasında bir benzerliğin olduğu anlamına gelir. Çünkü gören, aralarındaki gerektirici sebep açısından görülenle eşit olduğu zaman bu, benzeşmeyi kaçınılmaz kılar. Bu da teşbihin ta kendisidir. Çünkü sebeplerle müsebbipler arasında kaçınılmaz bir bağlantı vardır.”
Abdullah b. Sinan, babasından şöyle rivayet etmiştir:
Bir gün Ebu Ca’fer (Muhammed Bâkır aleyhisselâm)’ın huzuruna gittim. O sırada haricilerden biri içeri girdi ve şöyle dedi: “Ey Ebu Ca’fer! Neye tapıyorsun?”
“Allah’a” dedi.
“Peki, O’nu gördün mü?” diye sordu.
“Hayır, çünkü O’nu çıplak gözle görmek mümkün değildir fakat kalpler O’nu iman hakikatleriyle görür. Mukayeseyle bilinmez, duyularla algılanmaz, insanlara benzemez. Ayetlerle vasfedilir, alâmetlerle bilinir. Hükmederken zulmetmez. İşte Allah bu! O’ndan başka ilâh yoktur.”
Adam çıkıp gitti bir yandan da şöyle diyordu: “Allah risâletini, temsil yetkisini kime vereceğini herkesten daha iyi bilir.”
Ebu’l-Hasan el-Mevsilî şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Abdullah (Ca’fer Sâdık aleyhisselâm) dedi ki: “Yahudi din bilginlerinden biri, Emirü’l-Mü’minin Ali b. Ebu Talib’in (salavatullahi aleyhi) yanına geldi ve dedi ki: “Ey Mü’minlerin Emiri! Rabbine ibadet ederken O’nu gördün mü?”
Dedi ki: “Yazıklar olsun sana! Ben görmediğim Rabbe ibadet etmem ki.” 
“Peki, O’nu nasıl gördün?”
Dedi ki: “Yazıklar olsun sana! Çıplak gözler, O’nu algılayıp göremez; ancak kalpler iman gerçekleriyle O’nu görür.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100