Bu haber kez okundu.

O müminlerin velisidir
Prf. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden RAHMETEN?LİL ALEMİN
İslâmî cihad ve fetihler, Hakk'a bağlılık, haklılık ve adaleti esas aldığı; gönüller önündeki engelleri kaldırmayı gaye edindiğinden dolayı, bir ölçü üzerine cereyan eder. Nitekim, Huneyn'de Peygamberimiz (sav); kadınlara, çocuklara ve esirlere dokunulmamasını emir ve tenbih buyurmuştur. Ve Müslümanlar; fethettikleri yerlerde öyle bir sistem oturtur, âdil bir ölçü yerleştirir ki; kimsenin malına, canına ve namusuna haksız yere dokunulmaz. Bu ölçü ve incelik, hayat bahşeder. Bu güzellikte vicdanlara taht kurma mahareti ve sanatı yalnız İslâm'da ve Müslümanlarda vardır. Ne büyük, ne haklı dâvâ ki; can pazarı bir savaşta bile, ölçü ve adalet sınırlarını taşmıyor! Tarih boyunca bütün İslâmî fetihlerde de durum aynı şekildedir.

Günümüzde ve tarihte gerçekleşen işgallere gelince; heyhât! Zerre misali insaf, izan, idrak ve vicdan bulmak mümkün değildir. Bosna?Hersek, Irak, Libya, Afganistan, Karabağ, Keşmir felâketleri, Filistin~|~ zulmü; daha nice sıcak?soğuk savaşlar, tarifi imkânsız zulüm ve işkenceler!.. Arkadan da aynı nakarat: "Hürriyet, insan hakları."

Esasen bu cazip ifadeler, icra edilen zulmü setretmek içindir. Kuzu postuna bürünmüş canavar hükmündeki asrî küfür ve şirk organizasyonlarından iyilik ve insaf beklemek ise en büyük basiretsizliktir.

O halde; hakikatte insanın haklarını ancak inananlar verebilir. İnsanlık adına dünya hakimiyeti inananlarda olsaydı, dünyanın huzur ve saadeti gerçekleşmiş olurdu. Dünya insanlığı, muzdarip halde işte bunu beklemektedir. Her mü'min, bu güzellik, huzur ve saadet için çalışmalıdır.

Ne ibretli bir durumdur ki, dün tebliğ için gelen İslâm Peygamberini taşlayıp ayaklarını kan içinde bırakanlara o Peygamber, sel gibi akan bir ordu ile dönmüştü. Artık bu topraklarda ebediyen İslâm hakimiyeti sözkonusu olacaktı. Artık Allah'ın hükümleri verilmeğe başlanıyor, kan davaları hükme bağlanıyor, adalet işliyor; haklı?haksız ayrılıyordu. "Kısasta hayat vardır", hükmü daha iyi anlaşılıyordu.

Peygamberimizin, esir edilen süt kardeşine iyi davranması ve onu serbest bırakması da, vefakârlığın en güzel nişanelerindendir. Demek ki mü'min, adaleti elden bırakmamanın yanında vefa duygusuna da sahip olmalıdır. İslâm vefayı öğütler; fırsatçılığı, hamlığı ve yobazlığı ise reddeder

Huneyn Savaşı boyunca bütün olaylarda olduğu gibi bir gerçeği daha müşahede ediyoruz ki, o da; Resûlullah'ın Allah tarafından her türlü tehlikelerden korunması ve Peygamberimizin, Allah'ın zafer va'dine kesin inanarak, bu hususta asla tereddüte düşmemesidir. Huneyn'e gidilirken bir ağacın altında istirahat eden Peygamberimize bir Bedevinin, yaklaşıp onu öldürmek istemesi esnasında, bir mu'cize eseri olarak yerinde donup kalması, Resûlullah'ın ona; "Seni şimdi benim elimden kim kurtaracak?", diyerek onu öldürebileceğini hissettirmesi ve fakat öldürmemesi manidardır. Yine Huneyn'de, Şeybe b. Osman'ın O'nu öldürme teşebbüsü ve planının netice vermemesi; Peygamberimizin Şeybe'ye, yaptığı bütün planı ve düşünceyi haber vermesi, ilahî mu'cizelerden biri olmakla kalmaz, bu hâl, Şeybe'nin Müslüman olmasına da sebep olur. Şeybe'nin bir anda kalbi değişmiş; kin ve husûmet dolu olan kalbi, muhabbet ve merhamete gark olmuştur. Şeybe, bu hali hayretle anlatır. Müslüman olarak kâfirlere saldıran Şeybe, ilahî yardım nevinden pekçok alaca atlılar gördüğünü de itiraf eder.

Allah bir şeyi murad etti mi; ona kimse mani olamaz. Hak yolda yürüyen kimselere Allah'ın yardımı er?geç ulaşacaktır. Allah, mü'minlerin velîsidir.

Huneyn Savaşının gelişmesi Resûlullah'ın diğer savaşlarına benzerlik gösterse de, birçok ince noktalarda ayrılır. Uhud'da 1000 kişilik ordunun 300'ü harpten kaçmıştı. Bu kaçış Huneyn'deki kaçış gibi değildir. Uhud'da münafıkların ve Yahudilerin fitnesi ve teşvikiyle harpten kaçılmış olup; hata niyete taalluk eder ve itikadîdir. Onun için cezasız kalmamıştır. Halbuki Huneyn'de savaştan kaçış amelîdir ve huydaki nifaktandır. İmanın kalpde kökleşmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de Huneyn'de harpten kaçanlar affedilmişlerdir. Burada, imanla birlikte mü'minde yaşayabilen nifakın varlığını tespit etmiş oluyoruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100