Bu haber kez okundu.

O, niteleyenlerin nitelemelerinden münezzehtir
Ali b. İbrahim babasından, o da ashabının bazısından onlar da Hişam b. Hakem’den şöyle rivayet etmişlerdir:
Bütün varlıklar ancak iki şeyle kavranır: Duyularla ve kalple.
Duyuların kavramaları üç anlama dayalı olarak gerçekleşir: Müdahale ederek kavrama, temas ederek kavrama ve müdahale ve temas etmeksizin kavrama.
Müdahale ederek kavrama: Duyma, koklama ve tatma şeklinde gerçekleşir.
Temas ederek kavrama: Dokunarak varlıkların kare ve üçgen gibi şekillerini, yumuşak, sert, sıcak ve soğuk oluşlarını algılama şeklinde gerçekleşir.
Dokunmaksızın ve müdahale etmeksizin kavrama yöntemine gelince: Bu da görme ile olur. Çünkü göz, varlıklara dokunmadan ve onlara müdahale etmeden, onları fiziki kapsamına almadan, kendi yerlerinde algılar.
Gözle algılamanın yolu ve sebebi vardır. Yolu hava, sebebi ise ışıktır. Gözle görülen varlık arasındaki yolda bir kopukluk yoksa bütünlük mevcutsa, ayrıca sebep de hazır ise karşılaşılan renkler ve somut nesneler kavranır, algılanır. Göz, ulaşmaya yol bulamayacağı bir şeye yöneltildiği zaman gerisin geri döner ve o şeyin ötesini yansıtır. Söz gelimi aynaya bakan bir kimsenin gözleri aynanın ötesine nüfuz edemez. Öteye geçmek için başka da yol olmadığı için bakış geri döner, bakan kimseyi yansıtır. Berrak bir suya bakan bir kimse de ötesine geçmeye yol bulamayacağı için kendi aksini görecektir. Kalp ise havaya egemendir. Havada olan her şeyi kavrar ve tasavvur eder. Kalp de havada olmayan bir şeye yöneltildiği zaman geri döner ve havada olan bir şeyi aksettirir. Bu yüzden aklı başında olan bir insanın, kalbini Allah’ın birliği gibi hava boşluğunda somut olarak yer almayan soyut bir olguya yöneltmemesi gerekir. Çünkü böyle bir durumda kalbi hava boşluğunda mevcut bulunan somut bir varlıktan başka bir şey tasavvur etmeyecektir. Allah’ın gözlerle görülmesi meselesiyle ilgili olarak söylediğimiz gibi Allah Celle ve Azze, yarattıklarına benzemekten münezzehtir.
Abdurrahim b. Atîk el-Kasir şöyle rivayet eder:
Abdulmelik b. A’yen eliyle Ebu Abdullah (Ca’fer Sâdık aleyhisselâm)’a şöyle bir mektup gönderdim:
“Irak’ta bir grup insan ortaya çıkmış ve Allah’ı şekil ve suretle vasfediyorlar. Eğer uygun görürsen -Allah beni sana feda etsin- bana tevhidle ilgili sahih düşünceyi bildirmeni istiyorum.”
İmam bana şu cevabı yazdı: “Allah sana rahmet etsin, tevhidle ilgili bir soru sordun ve çevrendekilerin düşüncelerini (sahihliğini) öğrenmek istedin. Şunu bil ki, ‘Benzeri hiçbir şey olmayan, işiten ve gören yüce Allah’ (Şura, 11) O’nu yarattıklarına benzeterek vasfeden iftiracıların nitelemelerinden münezzehtir. Bil ki, Allah sana rahmet etsin, tevhidle ilgili sahih düşünce, doğru mezhep, Kur’ân’da yer alan ve Allah’ın sıfatlarıyla ilgili açıklamalardır. O halde sen de aşırı tenzihçi bir yaklaşımla ilâhi varlığı temelden geçersiz kılan iptal anlayışı ile O’nu yarattıklarına benzeten anlayışı olumsuzlayıcı bir yaklaşım içinde ol.
Ne, ilâhî varlığı temelden iptal eden olumsuzlayıcı anlayış doğrudur.
Ne de O’nu yarattıklarına benzeten teşbihçi anlayış. Allah sabittir, vardır. Bunun dışında O’nu niteleyenlerin nitelemelerinden münezzehtir, yücedir. Allah’ı vasfederken Kur’ân’ın çizdiği sınırların dışına taşmayın; yoksa size apaçık beyan (açıklama) geldikten sonra sapmış olursunuz.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100