14 Ekim 2015 Çarşamba 00:52
1310 Okunma
O, risaletin güvenilir koruyucusuydu

Ebu Bekir hilâfet makamını Ömer b. Hattab için hazırladı. O da Muhacir ve Ensar’ın ileri gelenlerinden kayda değer bir muhalefet görmeden gayet kolay ve rahat bir şekilde bu makama oturdu. İktidarı güçlü bir şekilde ele aldı, ümmeti sertlik esaslı bir yöntemle idare etti. Öyle ki sahabenin ileri gelenleri Hz. Ömer’le karşılaşmaktan çekinirlerdi. 
İmam Ali (a.s) ise, siyasî iktidarın uygulamalarını ve bilinçsiz kitlelerin hilâfet bağlamındaki sapma noktasında ısrarcı olduklarını görünce, gasp edilmiş hakkını geri almak için fiilî bir isyana girişmedi. Yeni halifeye öğüt veren güvenilir bir şahsiyet olarak belirginleşti. Çünkü bu bağlamda büyük bir sorumluluk hissediyordu. O risaletin ve ümmetin güvenilir koruyucusuydu. Emir’ül-Müminin (a.s) imkân bulduğu oranda kamu hayatında etkin bir rol oynamaya çalıştı. Ebu Bekir zamanından daha geniş ölçüde eğitim, bilinçlendirme ve yargı alanlarında üzerine düşen misyonu yerine getirdi. Şartlar böylesine etkin olmasını gerektiriyordu. Bu yüzden Ömer, Emir’ül-Müminin’in karşısında eziliyor, görüşüne saygı gösteriyor ve verdiği hükmü ve uygun gördüğü kararı uyguluyordu. Birçok defa ve yüz yüze kaldığı birçok zor problemden dolayı şu sözü söylediği rivayet edilmiştir: “Allah beni Ebu’l-Hasan’ın yanımda bulunmadığı bir sorunla karşı karşıya getirmesin.” (Üsd’ül-Gâbe 4/22; Tehzib’ut-Tehzib, 7/296; Tarih-u Dimaşk, 3/39, Hadis: 1071; er-Riyad’un-Nadıra, 2/197; Kenz’ül-Ummal, 5/832).
Hz. Ömer’in döneminde öne çıkan uygulamalardan bazıları şöyle:
1- İnsanlarla şiddet ve sertlik esasında muamele etmek. Otoritesini şiddet ve güçle kabul ettirdi. Uzak yakın herkesi korkuttu. 
2- Mal dağıtımında Müslümanlar arasında eşitliğe riayet etmemek. Peygamber’den (s.a.a) gelen bir açıklama ve Kur’ân’da yer alan bir direktif olmaksızın Müslümanlar arasında bu bağlamda fark gözetti. Kur’ân ve sünnet yerine bu hususta kabile asabiyetini esas aldı. (Tarih-i Taberî, 3/291-292).
Sonraki dönemlerde toplumsal sınıfların ortaya çıkmasında en büyük pay ona aittir. Nesep uzmanları, bu bilimin kuralları esasına dayalı olarak nesepleri belirlemeye ve tasnif etmeye başladılar. Bunun sonucunda Arap olmayanlar Araplara kin gütmeye başladılar, onlardan nefret ettiler. Arapların ayıplarını sayıp dökmeye başladılar. O, bu davranışıyla hem Peygamber’e (s.a.a.), hem de Hz.  Ebu Bekir’e aykırı bir davranış içine girdi.
Hz. Ömer halifeliğinin son zamanlarında, birçok sahabinin aşırı bir servete sahip olduklarını görünce, bu uygulamasından pişmanlık duydu. Bu uygulama içine sinmedi. Hatta şöyle demeye başladı: “Eğer düşündüğüm kadar halifelikte kalırsam, zenginlerin fazla olan bütün mallarını alıp fakirlere veririm.” (Şerh-u Nehc’il-Belâğa).
3- Valileri, meşru İslâmî hükümete hizmet edecek ve ümmetin varlığını koruyacak İslâmî esaslar doğrultusunda seçme hususunda dikkatli ve objektif davranmamak. Bozgunculuğuyla ve dine samimiyetle bağlı olmayışıyla bilinen kimseleri vali yaptı. Bu uygulamasını ısrarla sürdürdü. İmam Ali (a.s) ve onun yanında yer alan seçkin sahabilerle ilişkisi olduğunu düşündüğü herkesi devlet mekanizmasından uzak tuttu. (Şeyh’ul-Mudayre Ebu Hüreyre, s.84).
4- Valileri özenle denetim ve sorgulamaya tâbi tutarken Muaviye’yi istisna tutmak, uzun yıllar boyunca istediği gibi hareket etmek üzere onu serbest bırakmak. Bu da Muaviye’nin Hz. Osman zamanında Şam’da azgınlaşmasına ve bağımsız hareket etmesine yardımcı oldu. Nitekim Muaviye’nin uygulamaları hakkında şöyle dediği rivayet edilir: “O Arapların Kisra’sıdır.” (el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, 4/479; Kenz’ül-Ummal, 6/39).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100