07 Haziran 2002 Cuma 00:00
375 Okunma
On dört yaşında bir adam
FASL?I MUHABBET / Ümit KAYAÇELEBİ

Efendim, bağımsızlık mücadelesi veren Anadolu insanı bu mücadelede çok büyük zorluk ve güçlüklerle karşılaşmış, büyük sıkıntılar yaşamıştır. Fakat yaşanılan zorluklar karşısında ayakları üzerinde durabilen yaşama karşı mücadele verebilen küçük yaşta olgunluğa erişmiş kişiler yetiştirmiştir.

Ben de Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yukarıda adı geçen Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir öyküsünü naklediyorum:

"Yazar savaş yıllarında Anadolu'yu dolaşmaktadır. Araba yolunun bile bulunmadığı bu zamanlarda zorluklarla yolculuk yapmaktadır. Yolculuk sırasında ondört yaşında bir çocukla karşılaşır. Onu da yanına alır. Yazar çocuğun konuşmalarından, dış görünüşünden etkilenir. Erkek tavrı içinde oluğunu görür. Çocuğun babasının şehit olmasıyla ailesinin tüm yükünü üzerinde taşıması, düşmanların kötülükleri yüzünden çektiği acılar yazarı derinden etkilemiş, kendisini onun karşısında otuzdört yaşında toy, ürkek küçük bir çocuk görmüştür.

Şafakla beraber hareket~|~ etmiştik şimdi ise akşam oluyor ne yapmalı? Kime sormalı? Etraf o kadarda tenha ki birden arabacı bağırıyor "Ulen, ulen"! Başımı çıkardığımda arabacı yirmi otuz metre ileride bizim gittiğimiz istikamete doğru yürüyen tahminen sekiz on yaşlarında bir oğlan çocuğu. Kendisinden iki kat ağır bir çuvalı yüklemiş, eline de pabuçlarını almış bize doğru yaklaştı. Arabacı çocuğa sordu: "Ulen şehir yolu nerede biliyor musun?"

Çocuk elini yamaçlara doğru uzatarak: "Aha yol orada ağarıp batıyor" dedi ve sonra ilave etti:

"Ben de şehre gidiyorum."

"Öyle ise bin arabaya beraber gidelim" dedim.

Çocuk bir an tereddüt etti. İnanmıyor gibi yüzüme baktı. Çuvalını tekrar yere bıraktı. Teklifi tekrar ettim:

"Haydi" dedim "O çuvalı arabacının yanına koy, sen de çık!"

Karşımda yer gösterdim, pabuçlarını yanyana büyük bir ihtimamla çuvalın üzerine yerleştirdi. Kendisi de sırtı arabacıya ve yüzü bana dönük, ayaklarını altına alıp oturdu.

Yavrucağı daha gittikçe sevimli buluyorum. Kendine göre saygılı, terbiyeli bir tavrı da var; zeki, parlak gözleri ile dikkatli dikkatli beni süzüyor. Bu gözlerin önünde kendimi adeta mahçup hissediyorum.

Tıpkı bir büyük adam gibi bakıyor.

Zaten Anadolu çocuklarında bu büyük adam bakışı ve bu olgun erkek tavrı seyrek görünen şeylerden biri değildir. Bunlar bazı mahlukat gibi sanki doğdukları günden beri yürümeye, işlemeye ve hayatı anlamaya başlarlar. Hiç oyun devreleri yoktur, sekiz dokuz yaşlarına basar basmaz geçim kaygıları, vaktinden evvel kavrulup kabuk bağlayan fidan vücutlarını şiddetli bir rüzgar gibi sarsmaya başlar. Bu çocuk da neden onlardan biri olmasın diye soruyorum:

"Sen kaç yaşındasın bakayım?"

"Ondört yaşındayım" diyor ve acayip bir vakar ile önüne bakıyor. Mutlaka mübalağa ediyor, çocuk her hafta şehre inerek yetiştirdikleri ürünlerini sattıklarını ve elde ettiği para ile de evinin ihtiyaçmlarını karşıladığını söyler. Çünkü babası harpte şehit olmuş, o da ailenin bütün mesuliyetini üzerine almak mecburiyetinde kalmıştır.

"Demek ki şimdi babanın yerine eve bakan sensin?" dedim. İki defa başıyla "Evet" dedi ve karşımda daha bir rahat tavır aldı.

"İşim başımdan aşkın. Anamın ayaklarına hastalık geldiği günden bu yana davar güden, tarlaya bakan, odun kesmeye geden hep benim. Ablam ise yalnız su taşır ve aşa bakar. Hem o bizde misafirdir. Başka bir köye gelin gidecek geçen yıl nişanlandı."

Ben çocuğu bu sorumluluklar içinde görünce onun koskoca bir adam olduğunu, nişanlanabileceğini söyledim. Çocuk da nişanlandığını, fakat nişanlısına düşmanlar tarafından kötülük edildiğini belirterek çaresizliğini anlatır.

Artık çocuğun yüzüne bakamıyordum. Hayatın en mühim meseleleri ile boğuşmuş bu köylü yavrusunun karşısında ben artık hiç bir şey bilmeyen hiçbir şey anlamayan ve sanki korkunç bir masal dinliyormuş da tüyleri ürpermişçesine bir köşeye sinmiş, otuz dört yaşında, toy, ürkek bir küçük çocuktum.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100