10 Eylül 2015 Perşembe 00:02
1354 Okunma
Ona melekler yardım ediyordu

Hayber’de, Resûlullah (s.a.a.), demir zırhını Hz. Ali’ye giydirdi ve kendi kılıcı olan Zülfikar’ı beline bağladı, sancağı eline vererek kaleye doğru gönderdi. Ona şu tavsiyede bulundu: “Onların topraklarına varıncaya kadar yola devam et. Sonra onları İslâm’a davet et ve Müslüman olmaları durumunda Allah’ın kendilerinin üzerinde ne gibi haklarının oluşacağını bildir. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, bir adam senin yol göstericiliğinle hidayete ererse bu, senin için kızıl develerinin olmasından daha hayırlıdır.”
Seleme şöyle der ki:
“Ali yola çıktı. Allah’a yemin ederim ki, seğirterek yürüyordu ve biz de arkasından koşuyorduk. Nihayet sanacağını kalenin dibindeki bir taş yığınının ortasına dikti. Kalenin burcunda bir Yahudi onu fark etti, “Kimsin sen?” dedi. ‘Ben Ali b. Ebu Tâlib’im’ dedi. Yahudi arkadaşlarına dönüp şöyle dedi: Musa’ya indirilene and olsun ki yenildiniz.” (A’yan’uş-Şia, 1/401).
Daha sonra kaledekilerden bazıları onunla teke tek vuruşmak üzere kalenin dışına çıkmaya başladılar. İlk olarak dışarı çıkan kişi, cesaretiyle nam salmış Merhab’ın kardeşi Haris’ti. Haris’i gören Müslümanlar geri çekildiler. Hz. Ali ise yerinden sıçrayıp Haris’in karşısına çıktı. Şiddetli bir vuruşma ve çatışma yaşandı. Sonunda Ali (a.s) onu öldürdü. Daha sonra Merhab çıktı. Üst üste iki zırh giymiş, iki kılıç kuşanmış ve başına iki sarık birden bağlamıştı. Elinde ise çatallı bir mızrak vardı.
O ve Hz. Ali birbirlerine karşılıklı olarak birer darbe indirdiler. Hz. Ali bir darbe indirdi. Başının üzerine yerleştirdiği taş parçasını ve miğferi parçaladı ve kafasını ikiye ayırdı. Kılıç azı dişlerine kadar batmıştı. Yahudiler Merhab’a olanları görünce kaleye geri döndüler ve kapıları üzerlerine kilitlediler.
Ali (a.s) kapıya yöneldi ve kapıyı açıncaya kadar zorladı. İnsanların çoğu kalenin etrafındaki hendeğin öbür tarafında bulunuyorlardı ve onunla birlikte karşı tarafa geçmemişlerdi. Hz. Ali kalenin kapısını kavradı ve yerinden söktü. Onu hendeğin üzerine bir köprü gibi yerleştirdi. Ardından Müslümanlar kapının üzerinden karşı tarafa geçtiler. Kaleyi ele geçirip sayısız ganimetler elde ettiler. (Tarih-i Taberî, 2/103; el-İrşad, Şeyh Müfid, s.114 böl. 31, bap: 2; Bihar’ul-Envar, 21/16).
İbn-i Amr şöyle der:
“Biz, Yüce Allah’ın Hayber’i Ali (a.s) aracılığıyla bize açmasına şaşırmadık. Ama Ali’nin tek başına kale kapısını yerinden sökmesine, kapıyı kırk zira arkaya doğru fırlatmasına şaşırdık. Nitekim kırk kişi birden kapıyı yerinden oynatmak için uğraştıysalar da başaramadılar. Bu olay Peygamberimize (s.a.a) haber verilince, şöyle buyurdu: Nefsim elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, ona kırk tane melek yardım ediyordu”
Rivayete göre Emirü’l-Mü’minîn (a.s) Sehl b. Huneyf’e gönderdiği bir mektupta şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin ederim ki, Hayber kalesinin kapısını yerinden sökmem, sonra onu kırk zira arkaya doğru fırlatmam bedenimin gücüyle ve beslenmenin bana verdiği hareket kabiliyetiyle gerçekleştirmedim. Bilâkis beni, melekûtî bir güç ve nefsimi aydınlatan Rabbimden gelen bir nurla bunu gerçekleştirdim. Benim Ahmed (Hz. Peygamber) karşısındaki konumum, ışığın ışık karşısındaki konumu gibiydi.” (el-Emali, Şeyh Saduk, hadis: 10).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100