Bu haber kez okundu.

Onların saygınlığına kimse halel getiremez
İsâ Cürcanî diyor ki:
“Ca’fer b. Muhammed’e, ‘Bu cemaatten (Gulat) duyduğum şeyleri size söylememi ister misiniz?’ dedim.
İmam, ‘Söyle’ buyurdu. 
Ben de, ‘Onların bazısı Allah’ın yerine size ibâdet etmekte ve diğer bazısı da senin peygamber olduğunu söylüyorlar’ dedim.
İmam bunları duyunca ağladı. 
O kadar ağladı ki mübarek yüzü gözyaşları ile ıslandı. Sonra, ‘Allah onları benim elime verir de öldürmezsem, Allah, evlatlarımı kendi elimle öldürsün’ buyurdu.” (Tarih–i Curcan, es–Sahmî, s. 322, 323).
Meysere anlatıyor:
“İmam Ca’fer’in yanında Ebû’l Hattab’dan söz ettim. Ebû’l–Hattab Gulat’ın lideriydi. İmam bir yastığa yaslanmıştı. Hemen doğruldu ve parmağını göğe kaldırarak, ‘Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti Ebû Hattab’ın üzerine olsun! Allah’ı şahit gösteriyorum ki, o kâfirdir, fâsıktır, müşriktir. O Firavun’la birlikte en şiddetli azaba uğrayacaktır’ buyurdu.” (İhtiyar–u Mârifeti’r–Ricâl, eş–Keşşî, s. 269).
Şia’nın içinde gelişen bu sapık fikirler, İmamların yıllar boyu verdiği emekler ile oluşturdukları Ehl–i Beyt Mektebi’ne zarar veriyordu.
Masum İmamlar, din dışı bu akımlar ile açıkça uğraşmışlar, bunları reddetmişlerdir. Saray çevresince, yayılması engellenmeyen bu sapık görüşler, ileride “Ehl–i Beyt sevenleri sapıktır” şekline dönüşerek halkın arasında bilinçli bir şekilde yayılacaktır. 
Ehl–i Beyt sevenlerini sapık göstermek, neticede sarayın ve halife koltuğunda oturanların onlarla mücadelesine de meşruluk kazandıracaktı. 
Ümmetin bu çalkantılı döneminde yukarıda bahsettiğimiz tedbirleri alması, İmam Kâzım’ın, sevenlerini hak yolda, istikamet üzere tutmasını sağlayacaktır.
İslam itikadında meydana gelen sapma ve bid’atler, ümmetin ahlâken çöküşünü de hızlandırmıştı.
Diğer halifeler döneminde başlayan açıktan içki içilmesi, şarkılı eğlenceler, namazdan ve ibâdetten uzak hayat tarzı saraydan toplum geneline yayılmıştı.
Böyle bir ortam, Ehl–i Beyt düşmanlarının İmam Kâzım’ın (a.s.) saygınlığını hiçe sayarak, kendilerince onu küçük düşürmeye cesaret etme imkânı veriyordu.
Hârun Reşid’in, İmam’ı küçük düşürmek isterken her defasında onun yüceliğini kabul etmek zorunda kaldığı pek çok olay vardır.
“Saraya Hintli bir filozof getirilmişti. O sırada İmam Mûsâ Kâzım (a.s.) teşrif buyurdular.
Reşid, İmam’ı yüksek bir yere oturttu. Hintli filozof bunu kıskandı ve şöyle dedi:
“İlmine güvenerek kendini müstağni gördün, böylece, ‘Gerçek şu ki, insan kendi kendine yeterli görerek azar’ (Alak, 6–7) âyetinde buyurulduğu gibisin.”
Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu:
“Söyle bakalım, sedeften olan sûretlerin küllî sıcakları son noktaya ulaşsa ve üzerindeki doğal hareketler de süreklilik arz etse, sonra içindeki unsurî kuvvetler de muhkemleşse, aklî bir hassa mı olur, yoksa vehmî bir karartı mı?”
Hintli filozof ne diyeceğini şaşırdı. Sonra İmam’ın başını öperek şöyle dedi: ‘Nasut cisminden Lahut sözleriyle benimle konuştun.’
Reşid, ‘Ne zaman şu Ehl–i Beyt’in değerini düşürmek istersek, Allah onları yüceltir’ dedi.
İmam Kâzım (a.s.) bu hakikatle ilgili, “Onlar ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır” (Saf, 8) âyetini okumuştur.” (Avâlimu’l–Ulûm, İmam Mûsâ b. Ca’fer, c. 1, s. 314).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100