Bu haber kez okundu.

Peygamberimiz cennette
Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden RAHMETEN?LİL ALEMİN

Resûlullah (sav), Cebrail (as) ile birlikte Cennetin kapısına vardılar. Cennetin duvarları gümüşten, inciden, yakut ve zümrüttendi. İnce, beyaz ve güzel 'Huri kızları'nın başlarında yakut taçlar vardı.

Cennet ehli istediğini yer, içerler. Nehirlerin kıyıları beyaz incidendir. Çakıl taşları, yakut ve zümrüttür. Daha sonra Resûlullah (sav), Allah'ın kendisi için yarattığı Kevser havuzunu gördü. Kevser; sütten beyaz, baldan tatlı, kardan soğuk, miskten güzel kokuludur.

Peygamber, kırmızı yâkuttan bir köşk gördü. Bu, Hz. Ebubekir'in köşküydü. Yeşil zümrütten bir köşk gördü. Bu, Hz. Ömer'in köşküydü. Yine büyük ve hoş olan iki köşk gördü. Bunlar da Hz. Osman ve Hz. Ali'nindiler.

Peygamberimiz Cehennemi görüyor

Allah'ın emriyle Cehennem tabakaları açıldı. Resûlullah (sav), bütün azap çeşitlerini müşahede etti.

İlk olarak, karınları dağlar gibi büyümüş ve zehirli yılanlarla ve akreplerle dolmuş birtakım insanlar gördü ki, bunlar ze~|~kât vermeyenlerdi.

Başka bir kavme, bir hastalık musallat olmuştu. Etleri dökülmüş, kemikleri görünüyordu. Elleri, ayakları ve dilleri kesilmiş olduğu halde azap çekiyorlardı. Cebrail (as); "Bunlar, dünyada iken dilleri ile Müslümanlara eziyet edenlerdir", buyurdu.

Bir kavmin, kulaklarına eritilmiş kurşun dökülüyordu. Bunun etkisiyle beyinleri pişiyordu. Bunlar, çalgı dinlemeyi âdet edinmiş kimselerdi.

Bir kavme daha rastladı ki, pis kokuyorlardı. Yüzleri siyahtı. Üzerlerinde ateşten elbiseleri vardı. Cebrail; "Bunlar içki içenlerdir", buyurdu.

Bir grup insan ise, ateşten bıçaklarla kesiliyordu. Etleri parçalandıkça yeniden diriltiliyor ve yeniden kesiliyordu. Bunlar, haksız yere Müslümanların kanını akıtanlardı.

Sonra bir kadın topluluğuna rastladı. Ateşten mızraklarla dövülüyorlardı. Feryatları domuz, köpek sesi gibiydi. Cebrail (as); "Bunlar, kocalarını inciten kadınlardır", buyurdu.

Daha ileride, bir kadın saçlarından asılmıştı. Beyni kaynıyordu. Cebrail; "Bu da, saçlarını gizlemeyen kadınların akıbetidir", buyurdu.

Bir başka kadın da dilinden asılmıştı. Boğazına erimiş katran dökülüyordu. Bunlar, dilleriyle kocalarına eziyet eden kadınlardı.

Bu şekilde, cehennemin sayısız ve vasfedilemeyecek kadar çok azabını seyreden Resûlullah, dönüş yolculuğuna başladı. Ve kendini bir anda Arş'da buldu.

Peygamber Efendimiz, Mi'rac'dan dönmeye başlayınca mesafeler, önünde küçülüyordu. Cebrail'e; "Ya, kavmim beni tasdik etmezse!" diyordu. Cebrail; "Kimse tasdik etmezse Ebubekir tasdik eder", buyurdu.

Peygamberimize ve ümmetine bu şerefli gecede bahşedilen ilâhî tecellilerin, hitapların ve iltifatların herbiri sonsuz kıymeti haiz olmakla beraber, dinin direği olan namazın bu emirler arasında ayrı bir yeri vardır. Zira; "namaz, mü'minin miracıdır".

Namaz, âlemdeki bütün mahlûkatın; dağlar gibi 'kıyam' hayvanlar gibi 'rükû' ve sular gibi 'secde' halindeki bütün varlıkların ibadetinin özü, özetidir. Dolayısıyla, namazını kılan mü'min, meleklerin ve bütün mahlûkatın ibadetini de yapmaktadır.

Abdulmuttaliboğulları, İsra ve Mi'rac gecesinde Hz. Peygamber'i bulamayınca aramağa çıktılar. Hatta Hz. Abbas, Zîtuva'ya kadar çıktı. Allah Resûlü, başına gelen hayırları haber verince rahatladı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100