28 Ağustos 2015 Cuma 00:01
1168 Okunma
Peygamberin yanında iki yiğit
Amcası Ebu Tâlib’in ölümünden sonra Kureyş Resul-i Ekrem’e (s.a.a) yönelik saldırılarını, baskılarını ve işkencelerini arttırdı. Mekke’de Kureyş’in çekindiği ve saygı gösterdiği bir kimse kalmamıştı. Hatta Peygamberimiz (s.a.a) bir keresinde şöyle buyurmuştu: “Ebu Tâlib ölünceye kadar Kureyş Bana saldırmaktan çekinirdi.” (A’yan’uş-Şia, 1/235; es-Sîret’ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 2/57-58).
Bu nedenle Hz. Peygamber’in (s.a.a) yerini değiştirmesi, İslâm çağrısını Arap Yarımadası’nın her tarafına ve ardından bütün dünyaya yayabileceği daha güvenli bir yere taşınması gerekiyordu. Bu amaçla kabilelerle temasa geçti, onlara kendisini ve taşıdığı mesuliyeti takdim etti. İşe Taif’e gitmekle başladı. Orada on gün boyunca kalmasına rağmen Sakif kabilesi ona olumlu bir karşılık vermediği gibi, çocukları, hizmetçileri ve köleleri kışkırtarak onu taşladılar. Zeyd b. Harise ile birlikte Ali (a.s) atılan taşlara kendilerini siper ettiler, taşların Peygamber’e (s.a.a) isabet etmesini engellediler. İkisi de çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı. Buna rağmen Hz. Peygamber’e (s.a.a) isabet eden taşlar oldu ve ayaklarından kanlar akıyordu. (Şerh-u Nehc’il-Belâğa, İbn-i Ebi’l-Hadid, 1/127).
Rivayete göre, Peygamber’imiz (s.a.a) İslâmî daveti yaymak ve davasına sağlam bir üs bulmak amacıyla kabilelerle görüşmek üzere birkaç yere daha hicret etti. Bu yolculuklarında Ali b. Ebu Tâlib’den (a.s) başka kimse yoktu yanında. Peygamberimiz (s.a.a) Amir b. Sa’saa, Rebia ve Benî Şeyban kabilelerinin bölgelerine gitmişti. (Şerh-u Nehc’il-Belâğa, İbn-i Ebi’l-Hadid, 4/125). Ali (a.s) adım adım O’nu izliyor, O’ndan bir an bile ayrılmıyordu.
Medine’den gelen Müslüman öncülerle önderleri Resûlullah (s.a.a) arasında Abdulmuttalib’in evinde gizlice buluşmak üzere varılan tarihî ittifak gerçekleştirildiği sırada Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanında amcası Hamza, Ali ve Abbas bulunuyordu. (es-Es-Sîret’ül-Halebiyye, 2/174). Burada biat en güzel şekliyle gerçekleşti.
Buluşmanın gizliliği ve gerçekleşmesi için gerekli olan tüm tedbirler alınmıştı. Nitekim Müslümanların dahi bundan haberleri yoktu. Buna rağmen müşrikler arasında fısıltı hâlinde bir haber kulaktan kulağa dolaşıyordu. Toplandılar, silâhlarını alarak toplantı yerine geldiler. Hamza ve Ali kılıçlarını çekerek onları karşıladılar. Hamza’ya toplantının olup olmadığını sordular. Hamza öyle bir şey olmadığını söyledi. Kureyşliler bir sonuç alamadan geri döndüler.
Bu önemli olayda ve bu tarihî toplantıda Ali’nin (a.s) bulunuyor olması, davetin en önemli anlarında ve risalet tarihinin dönüm noktalarında Ali’nin oynadığı rolün büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Çünkü bu varlığıyla Ali (a.s), Ensar’a İslâm Peygamberinin (s.a.a) önemini vurguladığı gibi, Haşimoğulları’nın O’nu korumak için her şeye hazır oldukları görüntüsünü çiziyordu. Bu da Ensar’ın davete ve İslâm risaletine olan güvenlerini arttırıyor, benimsemelerini sağlıyordu.
Hiç kuşkusuz Hz. Peygamber’in (s.a.a) Haşimoğulları’nın en cesur iki yiğidinin yardımına başvurması, son derece yerinde bir plân ve sağlam bir tedbir gereğiydi. Çünkü bu iki yiğit, Resulün ve risaletin korunması uğruna cansiperane meydana atılmalarıyla, güçleri ve heybetleriyle ün salmışlardı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100