14 Aralık 2014 Pazar 01:12
650 Okunma
Peygamberlerde, kendilerinden uzaklaştıracak şey olmaz
64. İLKE:
Peygamberler, günahtan mâsum olmaları dışında, aşağıdaki konularda da hatadan mâsumdurlar:
a- Kavga ve tartışma konularında hakemlikte: Peygamberler Allah Teâlâ tarafından yargı ölçüleri gereğince insanlar arasında hakemlik etmek ve hüküm vermekle görevlendirilmişlerdi. Yani, davacıdan tanık istendiğinde, davacı tanık getiremeyecek olursa, karşı taraftan yemin etmesini isterlerdi; onlar hiçbir zaman bu ölçüye aykırı davranmamışlardır. Ancak tanığın kasıtlı olarak veya yanlışlıkla gerçeğe aykırı tanıklık yapması veya aleyhine dava açılan kişi yalan yere veya yanlışlıkla yemin etmesi sonucu peygamber gerçeğe aykırı bir hüküm verirse, böyle bir hüküm peygamberlerin mâsumiyetine bir zarar dokundurmaz. Çünkü, İlahî ölçüler gereğince hükmetmekle görevlendirilmiştir. Hükmü gerçeğe aykırı olduğunda ise, o hükmünün yanlış olduğunun farkındadır fakat toplumsal maslahatlar nedeniyle ona uygun davranmakla görevli değildir.
b- Din hükümlerinin mevzuları, örneğin filan sıvının şarap olup olmadığını teşhis etmede.
c- Toplumsal meseleler ve işlerin maslahat ve mefsedelerinin teşhisinde.
d) Normal hayat meselelerinde.
Son üç konuda peygamberlerin mâsum oluşunun delili şudur: Çoğu insanlar bu gibi şeylerde hata yapmakla din hükümlerinde hata yapmayı bağlantılı görmektedir. Sonuçta, bu gibi konularda hata yapmak, peygamberin kişiliğine karşı halkın güvenini sarsarak peygamberlik görevinin sarsılmasına neden oluyor. Ancak, ilk iki konuda mâsumiyetin gerekliliği, son konudakinden daha açık bir şekilde ifade edilmiştir.
65. İLKE:
Mâsumiyet ve ismet mertebelerinden biri de, peygamberlerde insanların onlardan uzak durmasına neden olacak bir şeyin olmamasıdır. Hepimiz biliyoruz ki, bazı cismî hastalıklar veya bireyin alçaklık ve horluğunun belirtisi olan bazı ruhî hastalıklar, insanların nefret etmesine ve kişiden uzaklaşmasına neden olurlar. Doğal olarak peygamberlerin bu gibi cismî ve ruhî kusurlardan münezzeh olmaları gerekiyor. Çünkü, halkın peygamberden kaçması ve ondan uzak durması, İlahî risaletin kendisi vasıtasıyla insanlara ulaştırılmasından ibaret olan peygamberin gönderiliş felsefesiyle çelişmektedir.
Burada aklın hükmünün, bir gerçeğin keşfi anlamında olduğunu ve yine Allah Teâlâ’nın hikmeti gereği peygamberliğe böyle kusurlardan uzak olan kimselerin seçilmesinin zarûretini hatırlatmamızda da yarar var.
(Bu konuda aklın hakemliği kesindir. Dolayısıyla, Hz. Eyyub (a.s.) hakkında nakledilen ve onun insanları nefret ettiren bir hastalığa yakalandığını bildiren bazı rivayetler, aklın kesin hükmüyle çeliştiği gibi, Ehliyet İmamları’ndan nakledilen rivayetlerle de çelişmektedir.)
İmam Câfer Sâdık (a.s.) değerli babalarından şöyle nakletmektedir: 
“Hz. Eyyub’dan (a.s.), hastalığı boyunca kötü koku çıkmadı veya çirkin bir görünüm sergilemedi, hiçbir zaman bedeninden irin, kan veya insanların nefret etmesine neden olacak bir şey çıkmadı. Allah’ın, kendi peygamberleri ve velileri hakkında sünneti böyledir. Halkın Eyyub’dan (a.s.) uzaklaşmasının nedeni mâlî bakımdan fakir ve zayıf bir görünüme sahip olması fakat onların Eyyub’un Allah Teâlâ’nın indindeki makam ve mevkiinden haberdar olmayışıdır.” (Hisal, c. 1, yedi bâblar, 107. Hadis, s. 400).
Doğal olarak, bunun aksine delalet eden rivayetler temelsiz olup, kabul edilmezler.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100