Bu haber kez okundu.

Rahmet Kapısı
Avuç içi kadar dar yerde de kalsan, geniş sahalara da çıksan, her ikisi de sana göre müsavi olmalı... hâlini ve edebini muhafaza etmeye çalışmalısın. Başını önüne eğ.. Çok edepli ol.. Daha da üstün vazife görmeye çalış.. Çünkü padişaha en çok sen yakınsın, senin kabahatin daha çabuk görülür. Bu sebepten senin için tehlike daha fazladır. Bulunduğun hâlin daha üstüne ve daha aşağısına geçmeyi isteme.. Orada sabit kalmayı, baki olmayı arzu etme.. Bulunduğun vazifenin şeklini değiştirmeye yeltenme.. Böyle bir şey yapmaya senin için bir salâhiyet yoktur. Böyle bir şey yaparsan nimetleri inkâr yolunu tutmuş olursun; bu ise, dünya ve âhirette sahibini utandırır. Sonuna kadar, anlattığımız şeyleri yapmaya çalış.. Neticede öyle bir hâle gelirsin ki, o hâlde senin için bir makam verilir... Seni ondan hiç ayırmazlar.. Sen de onun, Allah (C.C.) tarafından bir vergi olduğunu anlarsın.. Böyle oluşunun delili ve beyanı meydandadır; bunu bilir ve o hâlin devamına çalışırsın.. Veliler için hâller vardır. Ebdal için makamlar vardır.. Ve sana hidayeti Allah (C.C.) nasib edecektir.. KEŞİF VE MÜŞAHEDE Allah (C.C.) sevgililerine ve bunlardan bir kısım olan ebdale, akıllara durgunluk veren, âdet ve resmiyeti ortadan kaldıran Ef'al?i İlâhi'nin tecellisi açılır... Bu tecelli iki kısma ayrılmıştır: Cemâl, Celâl sıfatlarının tecellisidir. Celâl, aynı zamanda azamet manasına da gelir. Bunların tecellisi kalbe çok giran gelir. İnsanı müthiş sarsar. Bu hâl kalbde olur; fakat, zahiri duygulara da sirayet eder. Bazan görülür ve işitilir. Bu hâli bir ravi, Peygamber (S.A.V.) Efendimizden nakletmiştir: Namazda, yemek kabının kaynamasına benzeyen bir ses işitilirdi. Bu ses kalbden gelmiş ve zahirde de işitilmiştir.. Bu hâle sebep, Allah (C.C.)'ın Celâl sıfatının tecellisini görmesi ve azamet?i İlâhi'nin keşfolunmasıdır... Bu hâle benzer şeyler Hz. İbrahim'den (A.S.) keza, Hz. Ömer'den (R.A.) rivayet edilmiştir. Cemâl sıfatının tecellisine gelince: Bu sıfatın tecellisinde kalb nurla dolar ve bu hâlde kalb rahat eder.. Lütuflara erer. Güzel konuşmaları burada duyar, güzel sözleri bu hâlde işitir... Bunlarla beraber, kendisine yüksek hediye müjdeleri burada verilir.. Ve yüksek derecelere çıktığı kendisine burada haber verilir.. Bu öyle bir makamdır ki, bundan sonrasında kulun hiç bir dahli olmaz. Her şey ezeli nasibe bağlanır.. Kalem kurur.. Artık taksim ne ise o gelmeye başlar.. Allah (C.C.), fazlını ve rahmetini istidadlar nisbetinde verir, rahmet ve şefkatini onlara isbatlar. Bu hâl ecel gelinceye kadar devam eder. Ki bu malûm olan ölüm zamanıdır. Bundan sonra daha fazla açılır. Perdeler kalkar; yükseldikçe yükselir. Bunun dünyada verilmesinin sebebi, Allah (C.C.)'a karşı olan sevgi ve muhabbetlerinin onları bir tehlikeye götürmemesi içindir. Sonra takatları kesilir.. Helâk olurlar, zayıf düşer, ibadetleri yapamazlar.. Halbuki onlar ölünceye kadar ibadet etmekle mükelleftirler.. Bunlara, bu maddi hayatta tam tecelli etmemesi ve tam tecellisini öteki âleme bırakması, O'nun merhametinin eseridir. Böyle yapmakla sevdiklerinin kalblerini tedavi eder.. İncelikleri bilen ve hüküm veren odur. Kullarına lütfunu, merhametini esirgemeyen odur. Bu hâlleri anlatan bir rivayet Peygamber (S.A.V.) eEfendimizden şöyle nakledilmiştir: Efendimiz, maddi âlemle biraz meşgul olduğu zaman: "Ey Bilâl, bizi biraz dinlendir. Ezan oku da namaza kalkalım" buyurmuştur.. Bunu, anlattığımız güzellikleri görmek için söylemiştir.. Yine bu sebeple şöyle buyurmuştur: "Namaz, gönlümün sürurudur.." Fütuh'ül Gayb, Hz. Abdülkadir Geylani ~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100