04 Aralık 2015 Cuma 00:07
953 Okunma
Resûlullah ile aynı kaderi paylaştı
Hicretin altıncı yılı Zilkade ayında Hz. Muhammed (s.a.a.), bin beş yüz kadar ashabıyla umre yapmak için Mekke’ye hareket etti. Maksatları ziyaret olduğu için yanlarında birer kılıçları vardı. Ok, yay, mızrak vesaire almamışlardı. Medinelilerin ihrama girdikleri Zül Huleyfe’de ihrama girdiler. Hz. Peygamber, belki Kureyş muharebeye kalkışır diye civardaki Gıfâr, Muzeyne, Cuheyne gibi bedevi boylarını da kendileriyle beraber umre yapmak üzere çağırdıysa da birer bahane bulup gelmediler. Kureyş’in ne halde olduğunu anlayıp haber getirmesi için birini yolladı. Giden, Usfan denen yerde Kureyş’in savaşa hazırlandığını ve Velîd oğlu Hâlid’in, iki yüz atlıyla Gamim denen yerde bulunduğunu haber verdi.

Usfan’dan harekete geçilince Hz. Peygamber (s.a.a.), “sağ tarafı tutun” buyurdu. Ashab, sağ taraftaki sarp yokuşa sardı. Hâlid bunu görünce döndü. Halbuki o tepenin arkası, Mekke civarındaki Hudeybiye denen yerdi. Hz. Peygamber ve ashabı, oraya inip susuz bir kuyunun yanına kondular.

Bu sırada Amr oğlu Süheyl, elçi olarak geldi. Tavafın gelecek yıla kalması, Müslümanlardan biri dinden döner de Mekke’ye giderse, Müslümanlar tarafından istenmemesi fakat Mekkelilerden yahut Kureyş’le dost olan boylardan biri Müslüman olursa, Müslümanlara teslim edilmemesi gibi ağır şartlarla bir barış bağlandı.

Ashab, bu şartları pek ağır buldular. Hele ziyarete müsaade edilmemesi, pek canlanrını sıktı. Halbuki Hz. Muhammed (s.a.a.), mutlaka Kâbe’yi tavaf edeceklerini onlara haber vermiş, rüyasında gördüğünü söylemişti. Bunun için itiraz edenler bile oldu. Hz. Peygamber (s.a.a.), “bu yıl demedim ki” buyurdu.

Sahâbenin çoğu, bu barışın ehemmiyetini anlamıyordu. Halbuki böyle yazılı bir barışla Kureyş, Hz. Muhammed’in (s.a.a.), bir kudret olduğunu tasdik zorunda kalıyordu. Nitekim sonradan birbiri ardınca birçok olay, görünüşte aleyhte gibi olan bu barışın ne kadar doğru ve yerinde olduğunu gösterdi.

Barış kâğıdını Hz. Ali yazıyordu. Besmeleyle başlayacaktı. Amr oğlu Süheyl, buna itiraz etti, eskiden olduğu gibi Allah’ım, senin adınla anlamına gelen “Bismikellâhümme” yazdırdı. Hz. Ali, muahedenin sonuna “Allah elçisi Muhammed” yazdı. Süheyl, Hz. Muhammed’e, “Senin Allah elçisi olduğunu tasdik etseydik bunlara lüzum kalır mıydı” diye itiraz etti. Hz. Muhammed, “Yâ Ali” buyurdu, “Allah elçisi sözünü sil de Abdullah oğlu yaz.” Hz. Ali, “Yâ Resûlallah, Sana Allah’ın verdiği sıfatı ben silemem” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, kendisi sildi ve Hz. Ali’ye “Abdullah oğlu” diye yazdırdı.

Nesai, “Hasâis”inde Hz. Resûl-i Ekrem’in, bu sırada Hz. Ali’ye, “Bu, senin de başına gelecek; sen de ileride zorda kalacaksın, bu zora düşeceksin” buyurduklarını da bildirir ki Hakemeyn olayında Emir’ül Mü’minin sözünü, Ali’nin adından sildirmişlerdir.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100