Bu haber kez okundu.

Şems'te kendini seyreden Mevlana
Konya'da geçen günler iki ezelî dostu daha da birbirine raptetmiş ve Mevlâna'nın kemâli için her türlü zemin hazırlanmıştır. Müridin vuslatı için mürşid?i kâmilin nazarı şarttır. Nasıl devekuşu, yumurtalarına uzaktan nazar ederek onları olgunlaştırıyorsa mürşid?i kâmil de müridine nazar ederek onu kemâle erdirir. Bu ikinci dönemde Şems, Mevlâna'ya bunu yapmış, "Nazar?ı Hak" ile onu doruk noktasına ulaştırmıştır. Bu dönemde de bu iki ezelî dostu çekemeyenler, dedikodu kazanını kaynatmaya başladılar. Mevlâna'yı kemâle erdiren Şems'in şehadeti yaklaşmıştı. Bir gece medresenin etrafını sarmışlar, Mevlâna ile derin vahdet sohbetinde iken onları vahşet plânları ile bu denî âleme çekmişlerdi. Kapı çalınır ve Şems istenir. Gece karanlığında kapıyı açarak karanlığa karışan Şems, bir sayha atarak ortadan kaybolur. Şems'in sadece yerde birkaç damla kanına rastlanır. Bu hadise 1247 senesi Aralık ayının bir Perşembe gecesi olmuştu. Rivayetler Şems'in o gece şehit olduğunda kuvvet kazanıyor.

Bu dev~|~reden sonra Mevlâna artık yalnızdır. Ah?ı enîn ile günleri ve geceleri geçirir. Baştan başa aşk vadisi olan meşhur Mesnevî'sini bu dönemde kaleme almıştır. Şems'in ahirete rıhletinden sonra onun ölümüne inanmak istemeyen Hazreti Mevlâna sanki her zaman gelecekmiş gibi bir bekleyiş içindedir. O da Şems'in şehadetini bilmesine rağmen varlığının her zerresine nüfuz eden Şems'in muhabbetini bu arayışla tatmin ediyordu. Gördüğü her varlıkta, işittiği her ses ve sözde Şems vardı. Şems bir ayna olmuş, o aynada Mevlâna kendini seyretmeye koyulmuştu. Mevlâna "Ben o, o ben; onunla aramızda bir fark yoktur!" diyerek bu ilâhî gerçeği ifade etmeye çalışıyordu. Mevlâna bütün gecelerini kendi gönül âlemindeki Şems'in varlığı ile değerlendiriyordu ve bu gecelerde 7?8 gazel birden yazabiliyordu. Bu gazellerde önce "Hâmuş" mahlasını kullanmış, daha sonra da doğrudan doğruya Şems'in adını söylemişti.

Şam'a gitmiş, sözde, Şems'i arıyordu Mevlâna. Bu arayış, varlığında olan Şems'i arama idi. Onun için, zahirde onu bulamayacağını biliyordu. "Biz Şam'a canımızı vermiş, varlığımızı bağlamışız; üçüncü defa ki Rum'dan Şam'a koşuyoruz. Çünkü biz Şam'ın gece gibi karanlık zülfünden kokular sürünmüşüz."

Sultan Veled'e göre Şam'a bir keklik gibi giden Mevlâna Konya'ya alıcı bir doğan gibi dönmüştü. Eğer Mevlâna Şems'i Şam'da bulmuş olsaydı, bu, Mevlâna için bir kayıp olmuş olurdu. Halbuki şimdi Mevlâna coşkun ve cezbeliydi. Katre idi, coşup deniz oldu. Yüce idi aşkla daha da yücelendi. Aradığı, kendinde göründü. Aşk denizi olup köpürüp dalgalandı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100