14 Aralık 2014 Pazar 00:59
776 Okunma
‘Sen muttakilerin liderisin’

Hz. Ali (a.s.)’a, Muaviye’nin büyük bir orduyla İslam topraklarına saldırmak istediği haberi verildiğinde İmam (a.s.) düşmanlara karşı koymak için güçlü bir orduyla Kûfe’den dışarı çıkarak Sıffin’e doğru hareket ettiler. Sıffin’e hareket ederken, yollarının üzerinde bulunan (Sasani padişahlarının başkenti olan) Medain şehrine uğrayıp Kesra sarayına girdiler.
Hz. Ali (a.s.) namazı kıldıktan sonra bir grup ashabıyla birlikte Enovşirevan sarayının viranelerini gezmekle meşgul oldular. Sarayın her bölümüne ulaştıklarında, Hz. Ali (a.s.), orada yapılan işleri ashabına açıklıyordu; öyle ki, O’nun bu izahı ashabın şaşkınlığına yol açtı. Bu yüzden onlardan biri şöyle dedi: “Ya Emire’l-Mü’minîn! Sarayın durumunu öyle bir şekilde anlatıyorsunuz ki, sanki uzun bir süre burada yaşamışsınız!”
Sarayın salonlarını gezerlerken Hz. Ali (a.s.) harabenin kenarında çürümüş bir kafatası görünce ashabından birine: “Onu götür ve benimle birlikte gel!” diye buyurdular.
Daha sonra Hz. Ali (a.s.) Medain sarayının eyvanına gelerek orada oturdu. Bir leğen getirmelerini, onun içerisine bir miktar su dökmelerini ve o kafatasını leğenin içerisine bırakmalarını emretti. Kafatasını getiren adam da onu o leğenin içerisine bıraktı.
Bu esnada Hz. Ali (a.s.) kafatasına hitaben şöyle buyurdular: “Ey kafatası! Allah aşkına söyle bakalım; ben kimim ve sen kimsin?”
Kafatası açık bir ifadeyle şöyle dedi: “Sen, mü’minlerin emiri, vasilerin efendisi ve muttakilerin liderisin; ben ise, Allah’ın kullarından bir kulum.”
Hz. Ali (a.s.), “Durumun nasıldır?” diye sordu.
Kafatası cevaben şöyle dedi: “Ey Emire’l-Mü’minîn! Ben adaletli bir padişahtım, elimin altındakilere şefkatli ve merhametliydim. Hükümetimde kimseye zulüm yapılmasına razı olmazdım. Ama Mecusi (ateşe tapan) dindeydim. İslam Peygamberi dünyaya geldiği zaman, benim sarayım yarıldı. Peygamberliğe seçildiğinde, İslam’ı kabul etmek istedim ama saltanat sevgisi beni iman ve İslam’dan alıkoydu. Fakat şimdi pişmanım. Keşke ben de iman etmiş olsaydım. Şimdi ben cennetten mahrumum. Ama adaletimden dolayı cehennem ateşinden de güvendeyim. Ey Emire’l-Mü’minîn! Vay benim halime! Eğer iman etmiş olsaydım, ben de seninle olurdum.”
Enovşirevan’ın çürümüş kafatasının sözleri öyle yürek yakıcıydı ki, o sözleri duyan herkes etkilenerek yüksek sesle ağlamaya başladılar. (Bihar, c.41, s.213).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121