Bu haber kez okundu.

Sinan'ın eşsiz tevazuu
Şimdi o, herkesin hayret nazarları arasında ellerinde câmî?i şerîfin anahtarlarıyla Sultan'ın huzûrundaydı. Âdetâ şâirin tesbît ettiği şu hakîkat tezâhür etmişti: Doğduğunu söylüyorlar dehâdan: Böyle bir esere dehâ da yetmez! Görmeyenin onu düşünmesine Hayâl de az gelir, rü'yâ da yetmez!
Bu müthiş muvaffakıyete şaşırdığı ölçüde hayran da kalan Kânûnî, gâyet memnun ve mesrûr bir şekilde:
? Câmî?i şerîfi ibâdete açma şerefi, onu böylesine muazzam ve muhteşem bir şekilde binâ ve inşâ eyleyen mîmârbaşımız Sinan'a âiddir, dedi.
Sanatına önce tevâzûyu öğrenmekle başlamış olan Sinan, zâhirdeki emsâlsizliğini, rûhî derinliğinde de göstererek o an hattat Karahisârî'nin fedâkârlığını düşündü ve Sultan'ın sözlerine edeble şöyle mukâbele etti:
? Sultanım! Hattat Karahisârî bu câmî?i şerîfi hatlarıyla tezyîn ederken gözlerini fedâ etti. Bu şerefi ona bahşediniz!..
Bunun üzerine Kânûnî, orada bulunanların gözyaşları arasında câmî?i şerîfi hattat Karahisârî'ye açtırdı.
Ardından bu muhteşem ve güzel mâbedin hizmetine 275 kişilik bir kadro tâyin edildi. Yıllar yılı günde beş vakit on şerefeden ezân okutuldu. Böylece stanbul'a ses, âhenk ve rahmet ziyafeti verildi. Mîmâr Sinan, bu âbidesini yaptıktan sonra şan ve şerefin zirvesine tırmandı. O, bir Osmanlı zekası idi. "Ser?mîmârân?ı cihan ve mühendisân?ı devrân" gibi tebcîl edici ünvanlarla tekrîm edilmeye başlandı. Zîrâ ibâdetin rûhâniyeti, mîmârîye ancak bu derecede aksettirilebilirdi. Bir bayram sabahında Süleymaniye'ye giden Yahyâ Kemâl'in o mekânda hissettiği bu akisler, ne kadar güzeldir:
Kimi gökten kimi yerden üşüşüp her kapıya/ Giriyor birbiri ardınca ilâhî yapıya..
Ordu?milletlerin en çok dövüşen en sarpı/Adamış sevdiği Allâh'ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin/Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi/Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsî tepeyi.
Taşımış harcını gâzîleri serdârıyle/Taşı yenmiş nice bin işçisi mîmârıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne/Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzün.
Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları. Bir neferdir bu zafer mâbedinin mîmârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum/Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum.
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi/Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi.
Senelerden beri rü'yâda görüp özlediğim/Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını, Görüyor rûhlarının bir yere toplandığını.
Büyük Allâh'ı anarken bir ağızdan herkes/Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses!..
Burada ifâde etmelidir ki Süleymaniye'yi, hamamı, kütüphanesi, imâreti, medresesiyle koca bir şehir hüviyetinde inşâ eden Mîmârbaşı Sinan, âdetâ II. Bâyezîd Han?ı Velî'nin yıllar önce kendi mîmârîmizle alâkalı bir kerâmet ve firâsetinin tezâhürü olmuştur. O firâset neticesinde Süleymaniye gibi nice inkişâflar yaşanmıştır.
Bu inkişâflarla Kânûnî devrinde Osmanlı mülkünün her köşesine imâretler, külliyeler, sebîller, hanlar, hamamlar, saraylar, kütüphâneler vb. îmâr faâliyetlerinde bulunan Koca Sinan, hizmetlerini II. Selîm Han devrinde de devam ettirdi. Onun bunca eserleri, fânî ömrüne nasıl sığdırabildiği bir meçhûldür. Zîrâ o, dörtyüz senede yapılamayanları bir ömre sığdırmıştır. Şâir, asırların omuzlarında duran Süleymaniye'nin müheyyâ hâline bakıp gayr?i ihtiyârî seslenir:
Sen en yakınısın.. bilirsin elbet:
Kaç misli eseri vardır yaşının!
Fakat söyle: Nasıl sığmış yaptığı, Bir insan ömrüne Mîmârbaşı'nın?
Bütün bu liyâkatine ve hak edişine rağmen Koca Sinan'ın, muazzam Süleymaniye âbidesine zâhirî bir imza koymaması, eserdeki gâye ve niyetindeki ulvîliğin bir nişânesidir. O, kabrini, muhteşem bir târihî vesîkanın en alt köşesine atılan mütevâzî bir imzâ makâmında olmak üzere Süleymaniye külliyesinin dışında ve ona yakın bir yerde inşâ ederek tevâzûunu da eseri gibi ebedîleştirmiştir.  Şâir, bu yüce duyguların te'sîri altında şunları söyler:
Âbidesi hesaplardan taşarken
Mîmârı, kendini çekmiş ortadan...
Başarı burdadır, tevâzû burda:
Eser ululuktan, imzâ noktadan!
Bakıp, bize örnek olsunlar diye
Yolladığı iki kahramanına
"Allâh'ım diyorum, lâyık adaşlar
Gönder Sinan'ına, Süleyman'ına!" ~|~
Anahtar Kelimeler:
sinan ın eşsiz tevazuu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100