Bu haber kez okundu.

Sonsuzluğa uzanan bir pencere

Oğuzhan ATILGAN

Hüsni hat, Osmanlı mülkünde sadece yazı yazmak san'atı değil, aynı zamanda rûhları inceltip zarifleştiren ve gönlü mânevî duygularla besleyen bir müessir olmuştur. Bu bereketle nice büyük hattatlar zinciri günümüze kadar devam edegelmiştir.
Gerçekten de rûhî takviye, hat san'atında dâimâ büyük insanların yetişmesine büyük bir zemin hazırlamıştır. Zîrâ Süleymaniye Câmii'nin hatlarını yazan Ahmed Şemsüddîn Karahisârî'nin talebesiyle beraber kendisini bu yolda âdetâ adamış olması başka bir sâikle mümkün olmasa gerektir.
Rivâyete nazaran Süleymaniye Câmii'nin kubbe yazılarını yazma vazîfesi Karahisârî'ye verilmişti. Karahisârî, yanına talebesi Hasan Çelebi'yi de alarak gece gündüz kesif bir gayretin içine girdi.  Süleymaniye gibi muhteşem bir mâbedin yazılarının da aynı muhteşemliği aksettirecek seviyede olması için bütün kuvvet ve kudretini sarfetti. Öyle ki, son yazının son tashîhinde gözlerinin feri tükendi ve âmâ oldu; dünyâyı seyir penceresi kapandı. Kısacası Karahisârî, gözlerini bu muazzam mâbedin ihtişâmına kurban etti. Nihâyet câmîi şerîf tamamlanıp ibâdete açılacağı zaman Kânûnî Sultan Süleyman Han: "Câmîi şerîfi ibâdete açma şerefi, onu böylesine muazzam ve muhteşem bir şekilde binâ ve inşâ eyleyen mîmârbaşımız Sinan'a âiddir." dedi. San'atına önce tevâzûyu öğrenmekle başlamış olan Sinan, zâhirdeki emsâlsizliğini, bâtında da göstererek o an Karahisârî'nin fedâkârlığını düşündü ve Sultan'ın sözlerine edeble şöyle mukâbele etti: " Sultanım! Hattat Karahisârî bu câmîi şerîfi hatlarıyla tezyîn ederken gözlerini fedâ etti. Bu şerefi ona bahşediniz!.." Bunun üzerine Kânûnî, orada bulunanların gözyaşları arasında câmîi şerîfi hattat Karahisârî'nin açmasını fermân eyledi.
Bilhassa celî, yâni büyük boy yazılarda ve onların istifinde hayret verici bir derecede mâhir olan Karahisârî, eşsiz eserlerini Yâkûti Musta'sımî ekolünde yazmıştır. Ancak bu ekolü takip etmekle birlikte kendisine has şaheser örnekler vermiştir. Yazdığı "besmelei şerîfe"ler, hakkında şiirler yazılacak kadar mükemmel ve değerli olup zirvedeki yerini hâlâ muhafaza etmektedir. Ardından ölmez eserler bırakan Karahisârî, doksan yaşlarında iken Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
Bu büyük hattatların ardından Osmanlı'da gün geçtikçe hüsni hat tekâmül etmiş ve her yeni yüzyıl birkısım yeni dehâlarla müzeyyen ve mükemmel bir seviye göstermiştir. Neticede ma'kılî, kûfî, sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevkî, dîvânî, celî divânî, rık'a ve ta'lık gibi muhtelif ve zengin bir tablo arzetmiştir.

~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100