14 Ağustos 2005 Pazar 00:00
230 Okunma
Süleymaniye'deki harikalar
Bir rivâyete nazaran Frenk krallarından biri, câmînin içinde kullanılması için kaliteli bir mermer göndermişti. Ancak Koca Sinan, bu durumdan, yâni gayr?i müslim bir kralın câmî inşaatına yardımcı olmak istemesinden şüphelenerek mermeri yardırdı. çinden îmâlat esnâsında husûsî bir surette rekzedilmiş bir haç çıktı. Bunu ibret olsun diye herkesin basıp geçeceği bir mahalle koydurdu ki, bu mermer hâlâ o yerde müşâhede olunmaktadır.
Süleymaniye'nin bütün unsurları gibi temelleri de, o müstesnâ ihtişâmı sergilemektedir. Temeller, içinde rahatça yürünebilecek bir ızgara sistemi hâlindedir. Bu yollardan câmînin bütün müştemilâtına su taksîm eden haznelere gidildiği gibi mâbedin tabanının orta kısımlarında bu yollar üzerine ahşap kapaklı menfezler açılmıştır ki, bir tür "klimatizasyon", yâni ısıtma ve soğutma sistemi sağlanmıştır.
Maalesef günümüzde bunların bir kısmı iptal edilmiş, bir kısmı da taş kapaklarla kapatılmıştır. Kapaklar açıldığında meydana gelen hava cereyanı hayret vericidir. Ayrıca bu temel şekli, depremler karşısında dayanıklılığı da te'mîn etmektedir. Bunun içindir ki câmî?i şerîf, asırlar boyunca her türlü depremle tahribata karşı sapasağlam ayakta kalmış bulunmaktadır. Âdetâ asırları sırtına sararak gitgide daha bir esrârengiz hâle bürünmektedir. Ona bakan her gönle şöyle dedirtmektedir:
Okşaya okşaya geçmiş ?âdetâ?
Sıcaklarıyla yaz, karlarıyla kış...
Gitgide daha çok güzelleşmişsin;
Mevsimler yaramış, yıllar yaramış!
Mîmârbaşı Koca Sinan'ın bu eserinde zamanının ilmî ve fennî imkânlarıyla îzâhı mümkün olmayan pek çok hârikalar müşâhede olunmaktadır. Bunlardan biri de kubbelere örümceklerin ağ yapmaması için Afrika'dan getirtilen 300 devekuşu yumurtasıyla iç alanın süslenmesidir. Koca Sinan, yalnız kuru bir inşâ faâliyetinde bulunmuyor, vücûda getirdiği esere slâm mîmârîsinin hâlâ aşılamayan şahsiyetini rekzediyordu. Kullandığı her malzemeyi, eserini asırlara mukavemet edebilecek bir vasıfta seçiyor ve onu sadece iktisâdî yönden değil, aynı zamanda bediî ölçülerle en mükemmel bir surette terkîb etmenin çığırını açıyordu.
Ancak bu kadar azametli bir eserin çabucak bitirilemeyeceğini düşünen ve ilerlemiş olan yaşı sebebiyle onun tamamlandığını görememek endişesiyle dolu olan Kânûnî ise, haklı olarak acele ediyor ve mîmârbaşından da işini çabuk bitirmesini istiyordu.
Sinan'sa, eserinin mükemmelliği için ilim ve malzeme kadar zamanın da doğru bir şekilde kullanılması düşüncesindeydi. Ayrıca o, uzun bir hayata sığdırmış bulunduğu sayısız eseri hiç şüphesiz birini bitirdikten sonra diğerine başlamak suretiyle yapmıyor, aynı anda büyük bir ekibin başı olarak birçok eserin yapımını birlikte yürütüyordu. Fakat bu durum, bazı müzevvirlerin Sinan'ın Pâdişâh katındaki itibarını kıskanarak onun işi ağırdan aldığı yolunda tezvirat yapmalarına sebep oldu. Kimi:
? Sultanım! Kubbenin duracağı şüphelidir!" derken, birkısım devlet adamları da:
? Câmînin tamamlayıcı unsurlarındandır." diyerek âdetâ câmînin gecikmesi için Sinan'ı bir de türbe inşasına başlatmış ve ardından da Sultan'ın huzûruna çıkıp tezvîratta bulunmuşlardı.
Bütün bu hâller karşısında hiddetlenen Kânûnî, birgün ânî olarak inşâata çıkıp geldi. Koca Sinan, o sırada mihrabın ve minberin tanzîmiyle meşguldü. Görünüşe göre câmî?i şerîfin daha uzun bir zaman alacak işleri mevcûddu. Sultan Süleyman, öfkeli bir şekilde Koca Sinan'a:
- Mîmârbaşı! Niçin benim câmîmle alâkadar olacağın yerde vaktini başka eserlerle meşgul olmak suretiyle geçiriyorsun? Ceddim Sultan Mehmed Han'ın, mîmârı sana örnek olarak yetmez mi?" dedi.
Ardından sertçe:
- Mîmârbaşı! Bu mâbedin ne zaman tamam olup ibâdete açılacağını tez bana bildiresin, yoksa gerisini sen bilirsin!" diyerek ihtarda bulundu.
Bu sözler karşısında Koca Sinan, pek şaşırmakla beraber etrafta dönen dedikodulardan haberdar olduğu için gazab-ı pâdişâhîyi hoş karşılayarak derin bir tefekkürle gözlerini ufuklara dikti. Bir müddet düşündükten sonra büyük bir kararlılıkla Sultan'a:
- Saâdetli Pâdişâhım! Devletinde inşâallâh iki ayda tamam olur, dedi.
Bu ifâde Kânûnî'yi gazabı derecesinde bir şaşkınlığa sevketti. Neredeyse mîmârbaşı aleyhinde söylenen sözlerin doğruluğuna inanacak gibi oldu. Bu hâle şâhid olan fırsatçılar da durumdan son derece memnûn kaldılar; çünkü iki ayda Süleymaniye'nin tamamlanması, onlara göre hayâlden başka bir şey değildi. Ancak bu iki aylık zaman çabucak geçtiğinde Sinan, düşünülenlerin aksine bütün güçlükleri yenmiş ve gece gündüz çalışarak asırlarca yaşayacak olan eserinin son kısımlarını da tamamlamıştı bile. ~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100