13 Temmuz 2002 Cumartesi 00:00
169 Okunma
Türk Milletini ırgatlaştırmak istiyorlar
Toprağımızı öldürdüler; tarımı bitirdiler. Milletçe ırgat oluyoruz. Buna çağdaş bir ırgatlaştırma da diyebilirsiniz. Öyle bir hava estiriliyor ki sanki çağdaşlaşma, medenileşme, ilerleme, treni, traktörü, kamyonu ve gemisi bizi almak için kapımızda duraklamış da kaçırmamak için bir vaveyladır kopuyor. Kablosu kıta ötesindeki özel prize takılı link TV kanalları da her gün aynı paragrafı okuyorlar: AB'ye girmekten başka çözüm yolu yokmuş, bütün problemlerimiz onunla çözülecekmiş... Global dünyada medeniyetin en uç, en yeni, en güzel, en en bilmem ne vs. noktası orasıymış. Ne yazık ki bu uğurda yapılanlarla çiftçimiz sırtından bıçaklanmıştır. Gazeteniz Yeni Mesaj'da, AB'nin tarımına yönelik şartlarını yerine getirmemiz halinde tarımcılığımızın tamamen biteceği defalarca ifade edilmiştir. Olan oldu ve ulusal programla AB'ye taahhüt edilen tarımla ilgili yasalar tek tek hayata geçti. Tabi tarım reformunun hayata geçmesiyle çitçinin de hayatı söndü. Tarımda çiftçiye verilen destek aşağıya ç~|~ekildiği gibi çiftçinin kendi çabasıyla ürettiğine de sınır konuldu. Şimdi ülkemizde tarıma yönelik, yıllar öncesinden başlayan oyunda son perde oynanmaktadır.

GLOBAL GÜÇLERİN DEDİĞİMİ YAP YAPTIĞIMI YAPMA DAYATMASI

Tarım, beslenme odaklı bir sektör olduğu için tüm dünya nüfusu için büyük önem taşımaktadır. Türkiye de coğrafi konumu ve iklim koşulları avantajları nedeniyle, geçmiş dönemde tarımsal açıdan kendi kendine yeterlilik kriterlerini karşılayan sınırlı sayıda ülkeler arasında yer almaktaydı. Ancak toprak da tarım da elden gitmek üzeredir. Global güçler çağdaş stratejilerle toprağımızı elimizden alacaklar; çiftçimizi de ırgat yapacaklar. Oyunun son perdesinin konusu budur. Siyasetçilerin; teslimiyetçi tavrı ve IMF'nin her sözünde hikmet arayan yorumu bu işin hiçte zor olmayacağını ortaya koymaktadır. Ulusal belge ve niyet mektupları doğrultusunda çıkarılan şeker, buğday vb. fındık top yekun tarım yasaları ile ne yazık ki tarım ülkesinde tarım bitmiştir. IMF, Dünya Bankası ve AB Tarım Politikalarının yönlendiricileridir. Gelişmiş bir çok ülkede, çok büyük tarım ürünü stokları vardır. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankasının politikaları gelişmiş ülkelerin ve o ülke ekonomilerinin lokomotifi olan şirketlerin menfaatlerini kollamak üzerine kuruldur. Global yönlendiriciler, bu ülkelerdeki stokları pazarlama ve uzun vadede korumaya yönelik politika üretmektedirler. Bizim dışımızdaki bütün ülkelerde tarım büyük teşvikler görmektedir. Mesela 1998 yılında ABD'de üreticiye ödenen destek miktarı 15 milyar dolar, AB'de 45,5 milyar dolardır. Önümüzdeki 10 yıl içinde ABD'li üreticilere tam 180 milyar dolar, yani yaklaşık 250 katrilyon lira sübvansiyon aktarılacaktır. Böylece, sübvansiyon miktarı, bir anda yüzde 80 oranında artırılmış olacaktır. Yine Avrupada çiftçi başına yılda yaklaşık 7.5 milyar lira sübvansiyon yapılmaktadır. Türkiye'de ise bu oran 2,9 milyar dolardır. Oysa tarım nüfusu bakımından en yüksek rakam Türkiye'dir. 77,8 milyon hektar Türkiye arazisinin %30,1'ini oluşturan 23,4 milyon hektarı tarım alanıdır. Ancak Türkiye'nin destekleri AB ve OECD ortalamalarının gerisinde kalmıştır. AB ve ABD bu desteklerle bu yıl pamuk üreticisinin mağduriyetini önlemiştir. Türk üreticisi ise maliyetleri bile karşılayamaz durumdadır. Maliyet artışı nedeniyle Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerde üretim yapmayı tercih eden Türk çiftçilerinin sayısı giderek artmaktadır. Gelinen bu noktada Dünyada kendi kendine yeten 10 ülkeden biri diye övünen tarım ve hayvancılık ülkesi Türkiye, Avrupa'dan ve Amerika'dan; buğdaydan kırmızı mercimeğe, tütünden ayçiçeğe kadar ürün ithal eden ülke haline gelmiştir. Dış Ticaret Müsteşarlığına göre Türkiye'ye geçen yıl 281 milyon 304 milyon dolarlık tütün, 123 milyon 978 bin dolarlık ekmeklik buğday, 94 milyon 126 bin dolarlık ayçiçeği, 82 milyon 937 bin dolarlık soya fasulyesi ithal etmiştir.

BİR GEÇİŞ SÜRECİ OLARAK KURULLAR

Hükümet "yapısal reform" taahhütleri ile doğrudan doğruya kamu kesiminin ekonomiye müdahalesini tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. 9 Aralık 1999 tarihinde IMF'ye verilen Niyet Mektubun çerçevesinde fiyat garantisiyle destekleme alımlarının, girdi desteğinin, kredi desteğinin ve prim desteğinin 2 yıl içinde tamamen ortadan kaldırılması, buna ilişkin tüm kurumsal mekanizmanın özelleştirme?tasfiye yoluyla sistemden çıkarılması hedeflenmekte bunun yerine kurul sistemi getirilmektedir. Bir ağ gibi Devletin her yerini saran bu kurullar; "sermaye hareketlerinin serbestleşmesi", "uluslararası ekonomi ile bütünleşme" gibi amaçlarla; devletin müdahalesini ortadan kaldırmakta; ancak, tarımımızı uluslar arası tekellere altın tepside sunmaktadır. Mesela şeker pancarı üretimine, şeker üretimine ve iç pazara verilebilecek şeker miktarına Kurul'ca belirlenecek kotalar getirilmekte; nişasta bazlı şekerler (NBŞ) için bu kotanın en fazla %10'u oranında kota tahsis edilecektir. Toplam kotanın şirketlere dağıtımında şeker Kurul yetkili olacaktır. Şeker satış fiyatları da olağanüstü yetkilerle bu kurulun, yabancıların sektöre girmesiyle (Telekomünikasyon Kurulu örneğinde olduğu gibi.) bir tür tahkim kuruluna dönüştürülmek istenmektedir. Yasanın geçici 8.maddesine göre: "Uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmalar çerçevesinde, Bakanlar kurulu, Kurum ve organlarının görev, yetki ve görev süresini 31.12.2004 tarihinde yeniden belirler". Bu şu demektir; Yeni müzakerelerde IMF'ye (Bağımlılığımızı pekiştiren) açık bir çek verilmiştir. Yine ithaldeki koruma oranlarının da (2000'de tahıllarda yüzde 45'lik düzeyinden) 2002'den itibaren yüzde 5 düzeylerine çekilmesi, Tarımdaki sistemli çökertmenin ne derece vahim boyutlarda olduğunu göstermektedir. Tarımı ürünü uzun vadede aynı taktikle yönlendirici ve kısıtlayıcı uluslararası mekanizmalara bağlanacaktır. Destek fiyatlarının yerini, borsa fiyatları alacaktır. Özelleştirme ve fabrikaların yabancı sermayeye satılması ile tarım yabancıların güdümüne bırakılacaktır. IMF'nin bir dayatması olan Özelleştirme yasası, Endüstri Bölgeleri Yasası, tütün yasası ve şeker yasası ile Türkiye her açıdan pazar haline getirilmemenin hukuki altyapısı oluşmuştur. Buna göre süreç şöyle işlemektedir: Kamunun elindeki inisiyatif ve güç bu yasalarla kurullara, (Şeker kurulu gibi) sonra bu kurullara hakim olan özel tekellerin eline geçecek, oradan da yabancı tekellerin eline geçecektir. Tahkim yasası da bu düzenin hukuki emniyet sbobu olacaktır. Böylece güç ve yetki yasalarla sınır ötesine kayacaktır. Yabancı sermayeli büyük şirketler yabancı sermayeyi teşvik kanununun kendilerine verdiği olanaklarla da Türkiye'nin kaynaklarına hürmetle buyur edilecek ve güçlerine güç katacaklardır.

ÇİFTÇİ KENDİ TOPRAKLARINDA IRGAT OLUYOR

Dünyada kişi başına ortalama şeker tüketimi 19 kg.dır. Avrupa ortalaması 33 kg, AB ortalaması 36 kg iken, Türkiye'de de 31 kg.dır. Buradan anlaşılacağı üzere, Türkiye'de gelir düzeyine kıyasla şeker tüketimi çok yüksek düzeydedir. Türkiye dünya toplam şeker tüketiminde 8. sırada bulunmaktadır. Şeker üretiminde Türkiye'nin sırası ise 11'inciliktir. Dolayısıyla, Türkiye'de şeker üretiminin geriletilmesi ve ithalata bağımlı kılınmaktadır. Türkiye hiçbir döneminde bu kadar dayatmalarla karşı karşıya kalmamıştır Türkiye adım adım üretimsizliğe sürükleniyor. Dünyanın 6. büyük projesi olarak tanımlanan ve Coğrafi durum ve iklim gereği bölge halkı için hayati öneme sahip olan GAP o topraklarda yaşayan milyonlarca insanımız değil uluslararası tekeller, ABD'li ve İsrailli güç odakları ve temsilcilerine bırakılmaktadır.

ANAYASA AÇIKÇA İHLAL EDİLİYOR

Tarımla ilgili politikalar anayasaya tamamen aykırıdır. milli servetin ortalama Anayasamız tarımı ve Türk çitçisini üretimi artırmak yolunda devlete sorumluluk yüklemiştir. Türk tarımını önündeki engellerin aşılması teşviklerle, primlerle, destekleme alımlarıyla, araç ve gereçlerle çitçiyi desteklemek anayasal bir görevken; çıkarılan yasalarla tam tersine bir politika güdülmüştür. Çıkarılan bu yasalar anayasaya temelden aykırı olduğu gibi hukuki olarak zarara uğrayan çiftçilerin tazminat hakları bir yana bu grevi yerine getirmeyenlerin de yargı önünde hesap vermesini gerektirir. Anayasamızın Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması başlığını taşıyan maddesi hiç yoruma mahal bırakmayacak kadar açıktır: Madde 45.? Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır. Menşei IMF ve AB olan programların sayesinde topraklarımız bomboş, köylünün Traktörü elinden alınmış, şehir şehir meyve sebze taşıyan kamyonlara, trenlere pek rastlayamıyoruz artık. Çözüm imkansız değil tabi. Yeter ki siz, size gelenden, projenin menşeini ve müellifini öğrenin.

ÜRÜN NE ÖDEDİK ($)
Tütün 281.304.000
Buğday 123.978.000
Ayçiçeği 94.126.000
Mısır yağı 45.850.000
Kırmızı mercimek 41.062.000
Muz 40.326.000
Tereyağı 5.562.000
Süt krema 10.225.000
Bağırsak 16.201.000
Kuru fasulye 9.495.000
Portakal suyu 1.870.000
Uskumru 6.324.000
(Dış ticaret müsteşarlığına göre geçen yıl tarım ürünü ithalatı)

* Kâzım ÜSTÜN
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100