Bu haber kez okundu.

Üç gün mihman sonra Sultan
Derdine derman aramak için yollara düşen Yunus Emre, soluğu Suluca Karahöyük'te alır. Alır almasına ama Yunus'un acelesi vardır. Ne var ki, Hacı Bektaşi Veli hazretleri ile görüşmesi için üç gün mühlet verilir

Suluca Karahöyük'e varıncaya kadar, "Ne bu yollara çıkaydım, ne şu dağları aşaydım. Sarıköy'de kendi kendimle dövüşeydim" diye ağlayıp inleyen Yunus, kavlini kararını şaşırdı. Sarıköylü Yunus, oldu Dertli Yunus!

Yunus utanmasa, Sarıköylülerden arlanmasa eli avucu boş geri dönecek! Yalan söylemeyi bilse, "Ne yapalım, dedikleri gibi değilmiş, bir şeycikler verilmedi" diyecek. Ama bütün bunları yapamaz ki! Elinde değil...

Saldı beni uzak yola,

Şol gözlerim dola dola.

Dertli halimden ne bile

Yüreği sağ olan kişi

Böyle böyle Suluca Karahöyük'ten içeri girdi. Ne aydınlık, ne şirin, ne kutlu bir yer burası.

İşte şu, Hacı Bektaş'ın, başından tutup da sürüye sürüye tâ Horasan'dan getirdiği Akpınar olmalı, ışıl ışıl, nazlı nazlı akıyor. Eteğinde kadınlar var, güle oynaya oynaya ça~|~maşır yıkıyorlar.

Yunus kağnıdan iniyor, utana sıkıla kızların yanından geçiyor. Onlar bu yoldan yabancıların geçişine alışmış olmalılar. Yunus'a öyle alıcı gözüyle bakıyorlar ki... Genç adam, yolun doğusuna doğru yönelince, kızların biri sesleniyor:

? Yabancı, Bektaş Sultan'a mı geldin? Öyleyse yanlış gidiyorsun. Hayvanları gün batısına çevir. Koca bir dut ağacı göreceksin. Kocaman. Bektaş Sultan orada.

Yunus denileni yaptı. Koca dut ağacını da gördü. Ömründe bu kadar büyük bir ağaç görmemişti.

Ağacın önüne gelince, Kadıncık Ana'nın günden güne büyüyen mekanını da buldu.

Burası ne kadar kalabalıktı. Sanki bir ordu konuklamıştı burada! Kocaman bir avlu. Etrafı kısa bir duvarla çevrili. Ortada şırıl şırıl güzel bir havuz. Kemerli bir sıra oda. Hepsinin kapısı bahçeye açılıyor. Karşı tarafta büyük bir ahır. İçeride atlar var. Bir dolu at. İki çocuk, ahır kapısı önünde atları kaşağılıyor. Odalara girenler, çıkanlar, koşuşanar, telaşlı yürüyenler, ağır ağır gidenler. Her türlüsü var. Ama gürültü yok, ses yok.

Yunus bu gördüklerine bakakalıyor. Çünkü hiç böylesini görmemişti.

Meğer dünyada ne kadar çok insan, ne kadar çeşitli töre varmış...

O, bunları sorarken rehber dervişlerden biri kolundan tutuverdi:

? Hayrola erenler... sefa gelmişsin.

? Bir Allah konuğu, davetsiz kabul gerek mi?

? Allah adını öne koyup da gelenin başımız üstünde yeri var. Buyur. Kağnı senin mi?

? Benim.

? Çağıralım, hayvanları ahıra çeksinler. Merak etme, her hizmetleri görülür, karınları doyurulur.

? Adın ne kardeşim?

? Yunus.

? Hele buyur Yunus efendi.

? Kusura kalma, dedi Yunus, ben buralarda çok kalası değilim. Hacı Bektaş derler, pek mübarek hocanız varmış. Ondan bir dileğim vardır. Hemen kendisini görüp, dileğimi arzedip, cevabın alıp gitmek isterim. Beni onun yanına götürür müsünüz? Rehber güldü. Durdu, bir daha güldü:

? Ananızın karnında dokuz ay on gün nasıl durmuşsunuz? Her gelen önce onu görmek diliyor. Her gelenin acele işi var. Olur mu ya erenler? Her işin bir usulü var, edebi erkanı var, hele bir hoş beş edelim; sapını, çöpünü ayıralım.

? Ama benim, essah derim, hemen geri dönmem gerek.

? Ateş almaya mı geldin a mübarek?

? Vallahi onun gibi bir şey!

Yunus o kadar ısrar etti ki, onu karşılayan,

? Bir huzura çıkıp soralım, destur var mıdır yok mudur? diye uzaklaştı rehber. Az sonra döndü, yüzü gülüyordu. Çaresiz, ne yapalım, dermiş gibi ellerini şöylece açtı, kapadı:

? Bektaş Sultan'a arz olundu talebiniz, dedi.

? Ne dedi?

? Üç gün mihman! Sonra Sultan!.. Haydi gel, şimdi üç gün burası senin evindir... Çabuk geçer...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100