Bu haber kez okundu.

Veda Haccı ve Hutbesi
Meleklere iman

Melekler, Allah'ın yarattığı lâtif ve nurânî cisimlerdir. Bunlar herhangi bir şekle girip şekillenmedikçe insanlara görünmezler. Yemezler-içmezler, erkeklik-dişilik vasıfları yoktur. Allah'ı tesbih edip emrolundukları şeyleri yaparlar. İsyan etmezler, kendilerine ikram edilmiş kullardır. İnsanların başaramayacağı büyük işler yaparlar. Güzel şekillere girebilirler. Bunların sayısı bilinmez, sayısız denecek kadar çoktur. Yer melekleri, gök melekleri, arş melekleri, hafeze melekleri, ketebe melekleri, müdebberat melekleri, kerûbi melekleri diye kısımlara ayırılırlar ve ayrı ayrı işler görürler. Melek içinde şanı diğerlerinden üstün olanlar vardır. Cebraîl, Mikâil, İsrafil, Azrâil gibi. Bunlardan Cebrail, peygamberlere Allah'dan vahy getiren melektir. Mikâil, mahlûkata erzak dağıtmaya memurdur. İsrafil, sûr'a üfürecek melektir. Azraîl, kulların ruhlarını almağa memurdur. Bunların ayrıca çok sayıda yardımcıları vardır.

Kâmil insanın (mükellef-mümin) iman esaslarından melekl~|~ere iman etmesi onun nefsinde, vicdanında sorumluluk duygusunun kemâle ermesinde etkin bir hususdur. Öyle ki, Tevhid esasları çerçevesinde Allah'ın verdiği görevleri O'nun adına ifa eden melekler, insanda kulluk şuurunun kemâle ermesinde ve Tevhidi anlamada bir asıldır. Zira meleklerde isyan yoktur, daimi itaat vardır.

Keza meleklerin varlığı, Tevhid nokta-i nazarından vasıta ve vesilenin lüzum ve ehemmiyetini de ortaya koymaktadır. Meleklerin vazifeleri vesilesiyle Allah'a itaatleri Tevhide tamamen mutabık olup aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın âdetini ortaya koyması bakımından da mühimdir. Demek Cenab-ı Hak Fâil-i hakiki olduğu halde bütün işlerinde vasıta ve vesile kullanır. Bu, Cenab-ı Hakk'ın âdeti olduğundandır. Yoksa bu vasıtalara ihtiyacı olduğundan değildir. Madem âdet-i ilahiye böyledir, hidayet ve irşad konularında bu ilahi âdeta râm olmak hikmet ve kurtuluş gereğidir.

Yine meleklere iman, insan vicdanında nefsi murakabe ve muhasebe açısından büyük önem taşır. Bir insan ki, en küçük hareketinin bile "Kirâmen Kâtibîn" tarafından zaptolunduğunun şuurundadır; acaba o insan, kötülüğe meyledebilir mi? Zerrenin kayda alınması ve hesabının sorulacağı duygusu, insanda nefsi ve içtimai planda elbetteki müsbet tesirini gösterecektir. İşte insan hak ve hürriyetlerini ikame ve muhafazaya memur olan insanın, bu şuur ve gönül uyanıklığına sahip olması şarttır. İşte Veda Hutbesi'nde konu edinilen mükellef (kâmil insan; yani gerçek mümin); insanlığa İslâm'ın mesajını duyurmak, insanlığın hak ve hürriyet nevinden değer hükümleri ve kıymetlerini korumak ve adaletle hükmetmek bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu husus, önce hakkı ikame edecek ve verecek olanın (mükellef insanın) öneminin önceliği açısından büyük mânâ ifade eder.

Prof. Dr. Haydar BAŞ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100