14 Temmuz 2002 Pazar 00:00
413 Okunma
Yaşasın Barbaros Hayrettin Paşa'mız!
FASL?I MUHABBET / Ümit KAYAÇELEBİ

1543 yılı Mayıs ayının 28'inci Pazartesi günü idi. İstanbul yine tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Sahil, halk ile dolmuştu. Limanda denizin üzerinde irili ufaklı binlerce kayık vardı. İstanbullular denizlerin unutulmaz ve büyük kahramanı Barbaros Hayrettin Paşa'nın kumandasındaki Türk donanmasını uğurluyorlardı.

?Yaşasın Barbaros Hayrettin Paşa'mız!

Avazeleri göklere yükseliyordu. Savaş gemileri, aynı zamanda demir alarak amiral gemisinin arkasında pruva nizamında sıralanmışlardı. Elverişli bir rüzgar yelkenleri şişiriyordu. Şenlik topları atılıyordu. Amiral gemisinde, Barbaros Hayrettin Paşa ile Fransız elçisi Polen Dö Logard konuşuyorlardı.

Elçi:

?Fransa Türklere minnettardır ve bu minneti asırlarca devam edecektir.

Barbaros Hayrettin Paşa, beraberinde Fransız elçisi Polen Dö Logard olduğu halde donanma ile İstanbul'dan ayrılmış, bir Türk gölü haline gelmiş olan Akdenize açılmıştı.

Osmanlı donanması 20 Temmuz 1543'de Marsilya liman~|~ına demir attı. Sahil hıncahınç dolu idi. Barbaros, yanındaki kaptanlara:

?Aman Yarabbi, demişti, bunların yarısından fazlası kadın!

Barbaros'un hakkı vardı. Yüzleri deniz rüzgarları ile sertleşmiş, aslan yapılı Türk Leventlerini görmek için sahili dolduran kalabalığın yarısından fazlası kadın ve genç kızdı. Düşesler, markizler ve kontesler bile iki üç günlük yoldan, hatta Paris'ten gelmişlerdi. Kaptan Paşa filo komutanlarıyla büyük Türk kaptanlarından mürekkep bir maiyetle gözleri kamaştıran sırmalı elbiseler ve murassa silahlarla karaya çıktı.

Barbaros büyük törenle karşılandı. Alkış tufanı sırasında yollardan geçti. Kadınların alkıştan avuçları patlıyordu. Barbaros yaşı seksene merdiven dayamasına rağmen, kırk yaşındaki bir levent kadar sapasağlamdı. Çocukluğundan beri geçirdiği binbir macera ve savaş onun demir gibi vücudunu yıpratamamıştı. Hatta eski bir denizci olan Fransız elçisi Polen İstanbul'dan ayırlırken, yarı ciddi yarı şaka manalı bir cümle sarfetmişti:

?Belli olmaz, demişti, hiç belli olmaz. Türk Leventleri ölünceye kadar sever.

Nitekim bazı tarihlere göre, Mesina valisinin güzelliği dillere destan olan kızı Dona Maria bu koca Türk denizcisine gönül vermiş, aile ocağını bırakarak Barbaros'la beraber Roçyo'dan ayrılmış, aradaki büyük yaş farkına rağmen onun zevcesi olmuştu.

Marsilya'da Barbaros'u karşılayanlar arasında Fransız donanması Kumandanı Fransuva Dö Burbon da vardı. Hanedana mensup olan bu kumandan, henüz yirmi üç yaşında tecrübesiz bir gençti. Barbaros o akşam şerefine verilen yemekte savaş planını sordu. Genç kumandan süklüm püklüm:

?Henüz bir hazırlık yok, cevabını verince, yaşlı deniz kurdu, haklı olarak kızdı:

?Peki bizi neden çağırdınız?

Fransuva boynunu büktü:

?Fransa'yı affediniz, amiralim. Af büyüklerin şanındandır. Siz tarihe şan veren büyük bir milletin Kaptan Paşasısınız.

Uzun müzakerelerden sonra. Nis'in zaptına karar verildi. Burası Şarlken'in müttefiki olan Savva Dükasının elinde idi. Fransızlar 22 kalyon ve 18 taşıt gemisinden müteşekkil donanmalarını da Barbaros'un emrine verdiler. Vilfranş'ta karaya çıkan Türk ve Fransız kıtaları şehri muhasaraya aldılar. Ağır toplar hisarların önüne getirildi. Ateşe başlamadan önce Polen, Kaptan paşa adına şehrin teslimini istedi. Ancak Nisliler buna red cevabı verdiler. Daha muhasaranın ilk günlerinde Fransızların barutu bitti. Fakat gemilerinin güverteleri şarap fıçıları ile dolu idi. Barbaros Hayrettin Paşa, Fransız Amiraline sert çıkışarak:

?Ne güzel savaşçılarınız var. Gemilerini şarap fıçıları ile doldurmayı unutmuyorlar da, barut fıçılarını unutuyorlar.

Yanında bulunan Polen'e dönerek:

?İstanbul'da iken devletinin büyük mikyasta hazırlandığını söylemiştin. O zaman yoksa benimle eğleniyormuydun, dedi.

Amiral bu haklı itham karşısında bir cevap veremedi. Barbaros, kuşatmayı yarım bırakmaya razı değildi:

?Sultan Süleyman Han'ın donanması parlak zaferler kazanmaya alışmıştır. Nis'in muhasarası gibi ehemmiyetsiz şeyler için şerefimi tehlikeye koyamam. Siz utanın, diyerek muhasarayı şiddetlendirdi. Nislilerin inatçı direnmelerine rağmen 20 Ağustos'ta şehre girdi. Fransa Kralı 1. Fransuva 8 Eylül tarihli mektubu ile Tulon şehrini yarı yarıya boşalttırmış ve şehri Türk denizcilarine tahsis ettirmişti. Donanma 29 Eylül'de buraya gelerek demirledi. Barbaros burasını üs yaptı.

Donanmadan ayrılan iki filo İspanya'nın Katalonya sahillerine tırpan çaktılar. Türk Leventlerin kışladıklarını haber alan genç Fransız kadınları şehre akın etmeye başlamışlardı. Şehir o kadar kalabalık olmuştu ki eski nüfusunu bir kaç misli geçmişti.

Türk donanması, Tulon'da sekiz ay kadar kaldı. Andre Doria kumandasındaki meşhur İmparatorluk donanması korkusundan denize bile açılmak cesaretini gösteremedi. Barbaros, üç yıl evvel bir pusuya düşen Turgut Reisi de kurtardı. Bir gün yüz parçalık muazzam armadasıyla Cenova önünde görününce, dehşet içinde kalan Cenovalılar Turgut'u derhal iade ettiler.

Gümüş Hilalli al sancakları açan Türk donanması Fransız sahillerinde unutulmaz hatıralar bırakarak 1544 yılı Nisan ayı başlarında Tulon'dan ayrıldı. Türk Leventleri zurna, tabıl ve nefir sesleri arasında kahramanların türküsünü söylüyorlardı:

"Deniz üstünde yürürüz

Düşmanı arar buluruz

Öcümüz komaz, alırız

Bize Hayrettinli derler"

Gemiler, beyaz köpüklü dalgaların üzerinden atlayarak engin denize açılıyor, müsait bir rüzgar, yelkenleri alabildiğince şişiriyordu.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121