Bu haber kez okundu.

Yeni Vakıf Kanunu'nun düşündürdükleri
Her şey, derinden ve sessiz sedasız yürütülüyor. "Ehl-i vatan" uyurken, birileri ülkenin vakıflarını yağmalamak, gönüllü kuruluşların köküne kibrit suyu dökmek için harıl harıl çalışıyor.

Vakıflar Kanunu'nda yapılacak değişikliklere ilişkin 16 maddelik bir kanun tasarısı, Başbakanlığa sunuldu. Kamuoyundan köşe bucak kaçırılarak sessiz sedasız yasalaştırılmaya çalışılan bu tasarı, şu anda Başbakanlığın ilgili dairesinden geçerek Bakanlar Kurulu'nun imzasına açılmış durumda. Gördüğüm kadarıyla tasarı, 312 ve 159. maddelerde "iyileştirme" adı altında yapılan "kötüleştirme" ve "katılaştırma" girişiminde olduğu gibi, bu ülkenin bin yıllık vakıf birikimini tasfiyeye hazırlıyor. Kim bilir, belki bu tasarı da diğerlerinin dahil olduğu "büyük kuşatma"nın bir parçası. Anlayacağınız, Türkiye yolsuzluk ve yoksulluktan kan ağlarken, bu ülkeyi "vatan" kılan tüm değerlere karşı başlatılan savaş sürüyor.

Yeni vakıflar tasarısı, vitrine yönelik bir iki 'elgördülük' düzenlemeyi saymazsak, çok teh~|~likeli sonuçlar doğuracak maddeler içeriyor. Bunları üç başlık altında toplayabiliriz:

1. Tasarı, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nü "katma bütçeli" bir kurum olmaktan çıkarıp Başbakanlığa bağlı "özel bütçeli" bir devlet çiftliğine dönüştürüyor. Bir dönem devletleştirilerek bloke edilen vakıflar, şimdi de egemen sınıfların yağmasına açılıyor.

Şöyle ki: Şimdiye kadar yürürlükte olan kanun gereği (2762/10), çeşitli gerekçelerle tasfiye edilen bir vakfın mal varlığı hakkında karar yetkisi Bakanlar Kurulu'na aitken, yeni tasarıda bu yetki beş kişiden oluşan ideolojik ve siyasal etkilere açık bir kurula (İdare Meclisi) devrediliyor. Mesela, Vakıf Gureba Hastanesi'nin çıkar guruplarının iştahını öteden beri kabartan çok değerli arazisi, bu kurulun kararıyla elden çıkarılabilecek. Anlayacağınız, "devletin malı deniz" idi, şimdi "vakıfların malı okyanus" olacak. Unutmayın, sadece devletin elindeki eski vakıfların malları değil, gönüllü kültür teşekkülü olarak kurulan yeni vakıfların kaderi de bu "müthiş beşli"ye bağlı.

2. Cemaat vakıfları mevcut düzenlemeye göre 1936'da verdikleri beyannamede yazılı olanlar dışında gayrı menkul edinememektedirler. Bu, Mübadele'yi de kapsayan Lozan'ın ilgili maddeleri gereği mütekabiliyet esasına göre oluşturulmuş bir düzenleme. Dini azınlıklar bundan böyle istedikleri kadar taşınmaza sahip olacaklar. Tabiî ki, Patrikhane'nin etrafında yıllardan beri özel kişiler adına fakat tüzel kişilik parasıyla alındığı söylenen araziler de gerçek sahibinin üzerine geçecek.

"Hileli yollara sürükleyen yasalar kalksın, malın gerçek sahibi belli olsun" derseniz, haklısınız. Ayrıca, dini azınlıkların haklarının geri verilmesi bizi hiç rahatsız etmez. "65 yıl sonra ne oldu da oldu?" diye de sormayız. Hatta, yeni tasarıda yer alan 1 Ocak 2002'ye kadar edindikleri malları beyannameye ekleyebilme iznini veren maddedeki "Her ne surette olursa olsun" cümlesinin altını bile karıştırmayız. Fakat burada korkunç bir çifte standart sırıtıyor: Yönetim, dış baskıyla dini cemaatlere ekstra haklar tanıdığı bir yasayla, dini çoğunluğu teşkil eden Müslümanlar'ın eski ve yeni vakıflarını tasfiye etmeyi planlıyor. Geçenlerde Ermeni Patriği'ni bu yasayla ilgili olarak Bakanlar'ı ziyaret ederken gördük. Acaba Türkiye Müslümanları adına rica etsek, onları temsilen de Patrik Efendi hükümete ricada bulunur mu?

3. Tasarı, çok tehlikeli bir kadro tasfiyesini de amaçlıyor: Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde görevli kurum müfettişlerinin kazanılmış yasal haklarını gasp edip Teftiş Kurulu'nun tasfiyesini amaçlamaktadır. Bu sayede bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktır. Hem tasfiye edilen kurumun uzman müfettişleri şahsa bağlı "vakıf uzmanı" kadrolarına atanarak, vakıflarda hukuka aykırı ideolojik talan ve tasfiyelerin önü açılmış olacak, hem de tasfiye edilen Teftiş Kurulu yerine ikame edilecek "Denetleme Kurulu" aracılığıyla vakıflar üzerinde baskı kurulacaktır. Tasarıyı hazırlayanlarda iyi niyetin kırıntısını taşısalardı, lağvedilen kurulun müfettişlerinin, yeni oluşturulacak Denetleme Kuruluna atanmasına engel olacak hükümler koymazlardı. Heyhat... Evet, özetle "vakıfların idam fermanı" mesabesindeki bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bu tasarının bir ayıp gibi kamuoyundan kaçırılmasını garipsemeyin. Çünkü bu tasarı böyle çıkarsa maddi değeri milyarlarca doları bulan tam 55.000 taşınmazın denetimi "müthiş beşlilerin" insafına kalacak. Sayıları 10.500'ü bulan vakıfların kaderi de bu "beşlinin" eline verilecek; astığını asacak, kestiğini kesecek ve biz de demokratik (!) bir Vakıflar Kanunu'na kavuşmuş olmanın derin huzurunu yaşayacağız.

Sami Hocaoğlu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100