15 Ağustos 2014 Cuma 00:01
803 Okunma
Yeryüzü hüccetten yoksun kalmaz
Hişam b. Hakem, Ebu Abdullah (Ca’fer Sâdık aleyhisselâm)’dan şöyle rivayet eder:
“Nebilerin ve Resullerin gelişini neye dayanarak kanıtlıyorsun?” diye soran bir zındıka, İmam (a.s.) şöyle dedi: “Biz, kesin ve kanıtlanmış olarak biliyoruz ki bizim bir yaratıcımız, meydana getiricimiz vardır. Bu yaratıcı, bizden ve yarattığı bütün varlıklardan daha yücedir. Bu yaratıcı, hikmet sahibidir, aşkındır. Yarattığı varlıkların O’nu gözle görmeleri, elleriyle dokunmaları, O’nunla doğrudan temas kurmaları, karşılıklı konuşmaları mümkün değildir. Bu gerçek, bizim açımızdan kesinlik kazanınca biliyoruz ki, O’nun adına kullarına mesaj getiren elçileri vardır. Bu elçiler O’nun adına yarattıklarına ve kullarına açıklamada bulunurlar, O’nun buyruklarını bildirirler. Onlara kendi çıkarlarına olan şeyleri, menfaatlerine olan hususları gösterirler. Varlıklarını sürdürmelerini sağlayan, terk etmeleri durumun da ise yok oluşlarına neden olan amelleri açıklarlar. Bundan da anlıyoruz ki, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah Celle ve Azze adına O’nun kullarına emir ve yasaklar yönelten, O’nun adına kullara açıklamalarda bulunan temsilciler vardır ve bunlar nebilerdir, kullarının arasından süzüp çıkardığı seçkinlerdir, hikmetle edeplenen bilgelerdir. Ve bunlar hikmetle gönderilmişlerdir. Yaratılış ve bedenî oluş açısından insanlarla aynı konumda olmalarına karşın, ahlâk ve hareket tarzı açısından aynı konumda değildirler. Bunlar hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından desteklenirler. Bu da her zaman ve her dönemde gönderilen nebilerin ve resullerin sundukları kanıt ve belgelerle ispat edilmiştir. Bundan maksat, Allah’ın arzının, sözlerinin doğruluğuna ve adalet sahibi oluşuna delâlet eden ilâhî bir bilgiye sahip hüccetlerden yoksun kalmamasıdır.”
Hişam b. Salim şöyle rivayet etmiştir: 
Ebu Abdullah (Ca’fer Sadık aleyhisselâm) buyurdu ki: “Nebi ve resuller dört tabakaya ayrılırlar. 1- Başkası için değil, sadece kendisi için peygamber olan nebi. 2- Rüyada] gören, sesi işiten ve fakat uyanıkken böyle bir durumla karşılaşmayan ve hiç kimseye gönderilmeyen nebi. Onun da imamı ve yol göstericisi vardır. Örneğin İbrahim (aleyhisselâm), Lût (aleyhisselâm)’ın imamıydı. 3- Rüyada gören, sesi işiten ve uyanıkken meleği gören nebi. Az veya çok sayıdaki bir topluluğa da gönderilmiştir. Yûnus (a.s.) gibi… Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Ve onu yüz bin kişiye yahut daha da artmakta olan bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.’ (Saffat, 147). Yûnus (aleyhisselâm)’ın gönderildiği kavmin nüfusu yüz binden otuz bin daha fazlaydı. Onunda üzerinde bir imam vardı. 4- Rüyada gören, sesi işiten ve uyanıkken karşılaşan peygamber. Ulul’azm peygamberler bu gruba girerler. İbrahim (aleyhisselâm) bir süre nebiydi ama henüz imam değildi. Nihayet Allah ona, ‘Ben seni imam yapacağım’ dedi. ‘O, Benim soyumdan da’ dedi. Allah, ‘Zâlimlere ahdim ermez’ (Bakara, 124) dedi. Putlara, heykellere tapanlar, imam olamazlar.” (Usûl-i Kâfî’den)
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100