Bu haber kez okundu.

Kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekilen Allah Resûlü dua ediyor, Rabbinden va'dini lutfetmesini diliyordu: "İlâhî, eğer şu bir avuç Müslüman topluluğu helâk olursa, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz. Rabbim zafer va'dini lutfet!". Ridası omuzlarından düşecek kadar dua esnasında kendinden geçen Allah Resulü, her türlü vesileye yapışmanın yanında neticenin Allah'a ait olduğunu, Allah'a dayanmaktan başka yol bulunmadığını bir kez daha vurguluyordu. Hatta, bu dua ve yakarışında öyle bir noktaya geldi ki Allah Resulü, Hz. Ebubekir dayanamayarak; "Rabbine bu kadar dua yeter! Mutlaka O, sana vermiş olduğu sözü yerine getirecektir", dedi. Kısa bir uyku faslından sonra tebessüm ederek zafer müjdesini terennüm ediyordu. Allah yardımını melekleri vasıtasıyla mü'minlere ulaştıracaktı: "Hani siz, Rabbinizden yardım istiyordunuz da, buna karşılık olarak O; 'Ben size peşpeşe gelen bin melekle yardım edeceğim' diyerek duanızı kabul buyurdu". Yağmuru bulutla yağdırdığı, dünyayı güneşle aydın~|~lattığı gibi, Bedir günü yardımını da melekler vesilesiyle ulaştırmıştı. Bütün bunlar Rabbanî bir tecellidir. Allah'ın yardımı hak olduğu gibi, vesileyi de kabullenmek haktır. Elbetteki yardım Allah katındandır. Bu yardım gösterdi ki; Allah'ın kullarına olan ihsan ve lütuflarında vesilelerin bulunması, ilâhî bir düzenleme gereğidir. Bedir günü, bu ilâhî düzenleme, müşahhas olarak kendini gösterdi.

Resulullah gölgelikten; "Bugün şu topluluk hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır" ayet?i kerîmesini okuyarak çıktı ve müminleri teşvik etti. Savaş en şiddetli halini almağa başladı.

Allah Elçisi, bir avuç toprak alarak Kureyş'in üzerine attı. Kureyş dağılmaya başlamıştı bile. Zira toprağı atan el Resule aitti; ama atan Resul değildi. Müşriklerin kellesini uçuran kılıcı Ashab?ı Kiram taşıyordu, ama onlar öldürmüyorlardı. Onlar birer vesile idiler. Rabbanî mesaj şöyle ifade ediyordu: "Onları siz öldürmediniz; fakat Allah öldürdü. (Çakılları) attığın zaman da sen atmadın; Allah attı". Diğer taraftan Nebi (sas)'in dilinden bir hadis?i kudsîde; "Kim benim velîme düşmanlık ederse ona harp ilan ederim... Kuluma verdiğimde onun tutan eli, yürüyen ayağı, gören gözü olurum" buyurulur. Bu noktada, genel ve özel iki ölçü gündeme gelir. Sevdiği kuluna Cenâb?ı Allah şu ikazı iletir: Yaptığın hayrı ve güzellikleri Hakk'a nispet et. Kendini aradan çıkar. Hak dostunun etrafını oluşturanlara da bir uyarı var: Allah dostlarına sataşmayınız, dost olunuz; onlara düşman olana harp açarım. Dost, dostunu korur. Bedir askerlerinin itirafına bakılacak olursa, savaş daha ilginç bir manada seyreder. Ebu Davud el?Mahzumî (ra) der ki: "Ben, müşriklerden birisini takip eder, onu vurmayı isterken, kılıcım ona varmadan önce kafasının düşüverdiğini görürdüm. Anladım ki, onu benden başkası öldürürdü". Sehl b. Huneyf de; "Bizim herhangi birimiz, kılıcıyla bir müşrike işaret ederse, kılıcımız ona varmadan kafası cesedinden düşüverirdi", der. Böylece mü'minler, fiilî bir zikrin içinde kendilerini buluyorlardı. Nitekim ayet?i kerîmede; "Ey mü'minler; savaşmak için herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya, zafere eresiniz" buyurulur. Bedir günü, Hak dostlarının sertâcı Kutlu Nebî, bu mana ile yoğruldu; "Attın ama sen atmadın; Allah attı" denildi. "Seni de vesile kıldık" buyruldu sanki. Neticede Kureyş helâk oldu, hezimete uğradı. Ebu Cehil öldürüldü. Kureyş'in ileri gelenlerinin leşleri serili duruyordu.

Öldürülen müşrikler, Peygamberin emri üzerine bir kuyuya dolduruldular. Hz. Peygamber kuyunun başına geldi ve; "Ey kuyudakiler, peygamberiniz için çok kötü bir aşiret idiniz. Beni yalanladınız. Ancak başkaları tasdik etti", dedikten sonra tek tek seslendi: "Ey Utbe, ey Şeybe ve ey Umeyye b. Halef, ey Ebu Cehil b. Hişam... Rabbinizin size olan vaadlerini doğru buldunuz mu? Gerçek şu ki, ben, Rabbimin bana olan vaadlerini gerçek buldum". Ashab?ı Kiram hayretler içerisinde sordular: "Ey Allah'ın Resûlü, ölmüş kimselerle mi konuşuyorsun?" Efendimiz (sav); "Evet, benim şu sözlerimi siz, onlardan daha iyi duyuyor değilsiniz. Şu kadar var ki, onlar cevap veremiyorlar". Ölen, sadece cesetti...

Daha sonra, savaş alanındaki bütün eşyaların bir araya toplanması emredildi. Mü'minlerden bazıları; "Şunları biz topladık; bize ait olmalı", dediler. Bizzat cephenin içinde bulunanlar; "Biz savaşmasaydık elinize birşey geçmezdi. Sizi, biz koruyorduk", dediler. Allah Resûlünün etrafını çevirenler de, kendilerinin Hz. Peygamberi korumak için çarpıştıklarını, yoksa istediklerini alabilecek durumda olduklarını söylediler. Ganimetlerin bölüşülmesi konusunda ihtilaflar çıktı. Bunun üzerine Cenâb?ı Allah, ganimetlerin pay edilmesi konusundaki tasarrufu Resûlullah'a teslim etti. O da, adil bir tarzda bölüştürdü...

Kötü haber, tez ulaştı Kureyşlilere. Mekke'de Ebu Leheb, hezimet haberinin ıstırabıyla dokuz gün sonra öldü. Ölülerine ağıt yakan Kureyşlileri; "Hayır, ağıtı bırakınız; Muhammed ve ashabı bu işe sevinir", diyerek uyarmayı da unutmadı. Resûlullah, esirlerin durumu ile ilgili olarak ashabına danıştı. Hz. Ebubekir, fidye karşılığında serbest bırakılmalarını önerdi. Hz. Ömer ise, öldürülmelerini istedi. Neticede, 70 esir fidye karşılığı serbest bırakıldı. Ancak ayet?i kerîme, onlara uyarıda bulundu: "Yeryüzünde ağırlığınızı koyup küfrün belini kırıncaya kadar hiçbir Peygambere kâfirleri öldürmeyip esir alması yaraşmaz. Siz, geçici dünya metaını istiyorsunuz Allah ise, sizin için ahireti istiyor..." .

Uhud günü, mü'minlerden şehid olan yetmiş kişinin, Bedir'de gündeme gelen bu sürçmenin telafisi ve karşılığı olduğu söylenmektedir .
Anahtar Kelimeler:
zafer vaadini lutfet
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100