29 Mayıs 2002 Çarşamba 00:00
402 Okunma
Zaman tüneli
İstanbul, 'Ya ben İsatnbul'u alırım, ya da İstanbul beni alır' diyen, 'Milletin efendisi, millete hizmet edendir' sözünü kendine rehber edinip halkıyla bütünleşmiş bir padişahın bize en büyük armağanıdır. O gün saygıdeğer bir büyüğümle oturduk sohbet ediyoruz. Benden bir yazı yazmamı istedi. Ben de şaka mahiyetinde 'Siyasi kabul ediyorsanız getireyim' deyince ciddiye almış olacak 'Senin yaşın kaç, başın kaç' diye bizi tersledi. O zaman benden belki de beklemediği bir cevap almıştı: 'Hocam biz Fatih'in torunuyuz.' Güzel, hoş ama ben niçin kendimi Fatih dışındaki bir şahsiyetle özleştirmemiştim? Fatih'i Fatih yapan neydi? Cevabı basit ve net. Çünkü o, daha 12 yaşında tahta geçmiş, 21 yaşında, çoğu insanın 'Bıyıkların yeni terlediği çağ' olarak nitelendirdiği bir dönemde kimsenin hayal bile edemeyeceği bir işi başarmıştı. O sıradan bir Fatih değildi. O İstanbul Fatihi'ydi.

Herkesin gözü İstanbul'da

Bugün İstanbul'un fethinin 549. yıldönümü münasebetiyle sizinle bu konuyu paylaşma~|~k istedim. Bu çağ açıp kapatmış olayın dini, siyasi, ekonomik sebeplerini, yapılan hazırlıkları, fetih esnasında meydana gelen dahiyane buluşları, keşifleri ve de İstanbul'un fethinin bize en büyük mimari hediyesi Ayasofya'yı inceleyerek, o günleri yaşamaya çalışacağız.

İstanbul hakkında Peygamber Efendimiz (sav)'in 'İstanbul muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden hükümdar ne güzel hükümdar, askerleri ne güzel askerlerdir' hadis?i şerifi olayın dini önemini açıklamaya yetiyor. Bu mucizenin evlatları olabilmek için de tarihte ciddi manada altısı Osmanlı zamanında olmak üzere onbir kuşatma düzenleniyor ancak muvaffak olunamıyor.


İşin siyasi boyutuna baktığımızda, asırlarca her milletten devletin gözünün bu topraklarda olmasının, Bizans'ın 1123 yılını İstanbul'da geçirmesinin ve Avrupa'nın her fırsatta Bizans üzerinden büyümek istemesinin, kısaca şehrin coğrafi konumunun etkisini görüyoruz. İşin bir de ekonomik boyutuna baktığımız zaman da, boğazlar demek yetiyor. Ayrıca şehrin İpek Yolu üzerinde bulunması da diğer bir faktör.


Fetih hazırlıkları

Bütün bu sebepler 7. Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'in en büyük hayalinin İstanbul'un fethi üzerinde yoğunlaşmasına neden oluyor. Peki bu büyük insan hayallerini gerçekleştirmek için ne gibi hazırlıklarda bulundu? Neler yapmadı ki? Projesini bizzat kendisinin çizdiği Rumeli Hisarı'nı yaptırdı. Hisarlara toplar döktürdü. Şehrin çevresine 2000 metreyi bulan kuleler inşa ettirdi ve zamane teknolojisine rağmen çalışmalar dört ay gibi mucizevi bir sürede bitti. Fatih Sultan Mehmet, inşaatlar sırasında her yönüyle örnek alınacak bir şahsiyet olduğunu Rumeli Hisarı'nın yapımı sırasında tuğla taşıyarak gösterdi. Öyle ki, kendisiyle görüşmeye gelen elçiler bile 'Böyle hükümdar olur mu?' diye hayretlere düştüler. Fatih'in yaptığı bu büyük uğraşların yanında Bizans İmparatoru Kostantinos ise, Haliç'i zincirle kapattı. Surları tamir ettirdi. Avrupa'dan yardım istediyse de bunun pek bir faydası olmadı. Çünkü Kostantinos kendi ülkesinde bile 'Latin şapkası görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz' gibi isyanlarla karşılaşıyor ve haliyle halkla bütünleşip birlik olamıyordu. Bunların yanısıra Bizans, Osmanlı'dan her yönden gerideydi. Fatih İstanbul içlerinde tuğla taşıyıp, Akşemseddin ve Molla Gürani gibi zamanın büyük alimleri orduyu manevi açıdan beslerken, Ayasofya'da meleklerin cinsiyetiyle ilgili tartışmaların sürmesi bunun bir göstergesiydi.

Fetih sırasında Fatih Sultan Mehmet, dürüstlüğünden, cesaretliliğinden, zekasından çok şeyler gösterdi. O, 'Ben düşmanımı sırtından vurmam' diyen Yıldırım'ın torunu olduğunu, savaş sırasında Cenevizliler ile yapılan antlaşmayı bozmamak için, donanmanın Galata'daki faaliyetlerini durdurarak ispatladı. Bu kararından sonra, aynı gece üstün dehasıyla, balistik hesaplarını kendisi yaptığı 'Şahi' isimli topları döktürmüştür. Zeytinburnu'nda dört Venedik gemisinin, Baltaoğlu Süleyman Bey'in komutasındaki donanma tarafından batırılamamasını görünce, hırsından atını denize sürmüştür. Böylelikle hem cesaretini göstermiş, hem de orduyu ve donanmayı ateşlendirmiştir. Yine Fatih Sultan Mehmet'in buluşlarından biri de, savaş sırasında kullandığı makinenin yağla soğutulmasıdır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet, Haliç'ten kızaklarla donanmayı karaya indirmiş, bunu görenler gözlerine inanamayarak 'Osmanlı'lar büyü yapıyor' demişlerdir.

'Ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni alır'


Nihayet 29 Mayıs 1453 günü fetih tamamlanmış ve 1123 yılı İstanbul'da geçmiş 1480 yıllık Bizans, tarihe gömülmüştür. Artık Yeni Çağ'a giriş nedeni İstanbul'un fethi olmuştur. İstanbul'un fethi, savaş boyunca kararlılığını bozmayan, her fırsatta 'Ya ben İsatnbul'u alırım, ya da İstanbul beni alır' diyen, 'Milletin efendisi, millete hizmet edendir' sözünü kendine rehber edinip halkıyla bütünleşmiş bir padişahın bize en büyük armağanıdır. Hayatında hep alçak gönüllü olan Peygamber mucizesinin evladı Fatih Sultan Mehmet, bu ünvana yakışır bir şekilde fetihten sonra ölüm bekleyen halka mallarıyla, canlarıyla rahat yaşayabileceklerini vaadetmiştir.


Fatih Sultan Mehmet'in bize armağanı İstanbul. Peki, İstanbul'un bize armağanı ne? Hiç şüphe yok ki, o zamana kadar dünyanın en büyük kilisesi Ayasofya. Fetihten sonra Cuma namazı kılınarak cami haline çevrilen eser, 1935'ten bu yana müze olarak kullanılıyor. Zamanımızda ise kiliseye çevrilmesi için gösterilen çabalar artıyor.


İstanbul fatihlerini saygıyla anıyor Allah'tan rahmet diliyorum.

Kaynaklar:



* Yeni Rehber Ansiklopedisi



* İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru 1?2?3



* Görsel Basın.


Emre Muratoğlu
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100