Bu haber kez okundu.

Zavallı Nuriye Teyze
FASL?I MUHABBET / Ümit KAYAÇELEBİ

Ben Nuriye Teyze'yi 50'li yıllarda tanıdım. O zaman daha küçüktüm fakat çocuk aklımla dahi, bazı şeyleri anlayabiliyordum. İnsanları sevmenin, insanların düşkünlerine acımanın ne olduğunu ben o zaman yaşadım... Nuriye Teyze'yi tanıdığımda.

Nuriye Teyze benim rahmetli dedem başmuallim (Başöğretmen) Ziya beyin aile dostuydu. Nuriye Teyze'nin rahmetli kocası dedemin İstiklal Harbinde cephe arkadaşı idi. Cephede savaşırlarken dedem sol gözünü kaybetmiş ve Gazi unvanı almıştı.

İşte ondan sonra dostlukları ilerlemiş ve kadim dost olmuşlardı. Derken Nuriye Teyze bir zaman sonra hayat arkadaşını yitirdi. Ve tek başına kaldı. Aslında yalnız başına kalmaması gerekirdi de fakat o kaldı.

Niye mi dersiniz? Boyu kadar hatta aslan gibi oğulları vardı. Hem de beş tane, hepsi de işli güçlü. Ve de hepsi okumuş evlatlar.

Aziz okuyucularım, o saçını süpürge yaparak evlatlarını okutup, onları yetiştiren, onları evlendiren fedakârlık timsali annelerine, inanır m~|~ısınız, beş evladı da sahip çıkmadı. Duyun ve de inanın bunda mübalağa yok.

Zavallı kadının bir geliri yok, başını sokacak bir toprak damı yok. Yalnızlığını paylaşacak evladı yok. Çocukların hepsi keyif ve sefalarında. Anneleri umurlarında bile değil.

İşte o esnada rahmetli dedem bizim mahallede toprak bir ev tuttu (Çünkü o yıllarda betonarme ev çok azdı) ve eve yerleştirdi. Aslında kendi evine getirmek istedi fakat yoksul da olsa, fakir de olsa, düşmüş de olsa Nuriye Teyze bunu kabul etmezdi.

Hani eskilerin bir tabiri vardır ya "Osmanlı erkeği?Osmanlı kadını". O nurlu kadın, o güngörmüş, devran sürmüş mağrur Osmanlı kadını sarsılmış fakat yıkılmamıştı. Kiraya düşmek, bir kuru ekmeğe muhtaç olmak değil, evlatlarının ilgisizliği onu kahrediyordu.

Başta dedem olmak üzere tüm mahalle, sokak sakinleri, evlerine çağırıyor, evine gidip kızlar?gelinler temizliğini yapıyor, çamaşırını yıkıyor, bulaşıklarını yıkıyorlardı. Kar yağanda ben ve diğer çocuklar çıkıp damını süpürüp yapacağımız işleri yapıyorduk. Bütün mahalle ona yardım etmede yarışa girmişti.

Bayram gelende küçükler olarak biz gidip elini öptüğümüzde yine o yok haliyle bize beş kuruş, on kuruş para, fındık, leblebi veriyor yine de yoksulluğunu belli etmiyordu.

Biz onu adeta bir ikinci ninemiz gibi seviyor ve sayıyorduk. Bütün mahalle halkı ona hayırsız evlatlarının yokluğunu belli ettirmemek için fevkalade çaba harcıyordu. Fakat biz ne yapsak da o mutlu olmuyordu, olamıyordu. Çünkü o evlatlarını istiyordu. Fakat onlar da gelmiyorlardı. Zorla değil ya o nur yüzlü, asil kadına mahalleli sahip çıkıyordu da evlatları ona sahip çıkmıyordu. Ne yapsa biz onun gülmeyen yüzünü bir türlü güldüremiyorduk. Değil güldürmek yüzüne bir tebessüm dahi konduramıyorduk.

Nuriye Teyze, gece?gündüz durmadan ağlıyordu. Böyle evlat acısı ile kahrolup gidiyordu. İşte böyle tam on beş yıl durmadan ağladı, figan etti. Onu biz güldüremezken evlatları hep ağlattı.

15 yıl kirada, mahallelinin yardımı ile hayatını sürdürdü. Fakat yaşlı kalbi bu aha, bu hicrana fazla dayanamadı.

Birgün küçük caminin minaresinde sela okunduğunda, Nuriye Teyze'nin öğle namazını müteakip Akköprü'de toprağa verileceğini duyduk.

Tüm mahalle halkı toplandı; cemaatin en başında rahmetli Hafız Hamid (Atak) olmak üzere, Bahçıvan mahallesi ve Eski Banka sokağı sakinleri Akköprü mezarlığının yolunu tuttu ve Nuriye Teyze o gün ebedi istiratgâhına tevdi edildi.

O gün Nuriye Teyze artık ağlamıyordu.

Bu kez bizler ağlıyorduk...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100