Siz okuduğunuz Kur’anın, ekmek kapısı olarak belleyip sırtından geçindiğiniz Kur’an’ın yok etmek için geldiği nelere davetiye çıkarmadınız, nelere “evet” demediniz ki? Kur’an’ı elinizde tuttuğunuz, yüzüne baktığınız halde, ayetleri dilinizde olduğu halde onun “hayır” dediği nice cahiliye geleneklerine “evet” mührünü bastınız. Siz nelere “evet” demediniz ki? “Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle düzeltiniz, ona da gücünüz yetmezse, kalben buğzediniz ki bu imanın en zayıf noktasıdır” şeklindeki Peygamber buyruğuna rağmen, partiniz eliyle, iktidarınız marifetiyle işlenen bütün kötülükleri onayladınız, elle ya da dille düzeltmek bir yana siz kaşlarınızı dahi çatmadınız ve üstelik savunmaya kalktınız. Siz mihraba geçtiniz, cemaatin önünde Fatiha okudunuz, lafzen istikamet talep ettiniz, lafzen sapıkların ve gazaba uğramışların yoluna girmekten Allah’a sığındınız ama dışarı çıktınız cemaatinizi o sapıkların ve gazaba uğramışların dünyasına yönelttiniz, onların şemsiyeleri altına sığınmaya davet ettiniz. Siz, namazdan döndünüz, yüzünüzü cemaate çevirdiniz ve: “Ey Nebi! Allah’tan kork, kafirlere ve münafıklara itaat etme” (Ahzab: 1) mealindeki ayeti okudunuz ve dışarı çıkınca, cemaatinizi, programlarını kafirlerin ve münafıkların hazırladığı partilere, guruplara çağırdınız, dolayısıyla kafir ve münafıklara itaate “evet” demeye çağırdınız. Siz nelere “evet” demediniz ki? Siz mihraba geçtiniz, Fatiha’nın ardından: “Ey iman edenler! Eğer o kitap ehlinden her hangi bir guruba uyarsanız sizi imanınızdan sonra çevirip kafir yaparlar” (Al-i İmran: 100) mealindeki ayeti okudunuz ama dışarı çıktınız o kitap ehlinin önderleri ile iftar sofralarında buluştunuz, onların sofra dualarına amin dediniz. Dışarı çıktınız, varlığını, iktidarını o ehli kitap dünyasına, siyonist-hıristiyan dünyasına borçlu olan iktidar çevrelerini alkışladınız, alkışlattınız, o dünyadan gelen bütün talimatlara “evet” dediniz ve cemaatinizi de “evet” demeye davet ettiniz, şimdi olduğu gibi. Siz nelere “evet” demediniz ki?