Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi ihalesinin İsrail’de kalacak olmasının kuvvetle muhtemel olması tartışmaları alevlendirdi. Başbakan,Erdoğan, olaya küresel sermayenin Türkiye’ye girişi olarak bakıyor. Ama ne gariptir bu küresel sermaye denilen garabet, ne hikmetse fabrika kurmak, üretim yapmak, işsizleri çalıştırmak gibi bir somut sonuç getirmek için girmiyor bu ülkeye. Ya ne için giriyor? Toprak satın almak, gayrimenkulleri ele geçirmek, maden yataklarını talan etmek, sınır bölgelerine sahip çıkmak için giriyor. Böyle bir yabancı sermaye girişinin dünyada örneği yok. İktidarın savunduğu bu yabancı sermaye girişi, resmen bu topraklarda yabancı kolonilerin oluşturulmasına zemin hazırlamaktan başka bir şey değil. Bunun adı modern kolonizasyon. Kendi topraklarınızı 44 yıllığına İsrail’e verip buna tepki gösterenleri eleştirmeye hiç hakkınız yok. Kaldı ki o bölgede yaşayan vatandaşlarımız “ne olur bu araziyi bize verin! Bizim toprağımız yok!” diye feryat ederken. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti önce kendi vatandaşının refahını düşünmelidir, İsrail vatandaşlarının değil. Kendi köylünüz “toprak” diye yalvarırken İsrail’in tarımı gelişisin diye Yahudilere toprak verip bununla övünmezsiniz. Muhalefet haklı olarak tepki gösteriyor bu duruma. CHP ve MHP keskin ifadelerle saldırıyor AKP’ye. CHP’li Canan Arıtman “sınır namustur. Namusun ticareti olmaz” diye tepki gösteriyor. MHP’li grup başkan vekili Oktay Vural ise “esas gayenin mayın temizleme değil İsrail’e yeni tarım alanları açmak olduğunu” söylüyor. Oysa CHP’nin de MHP’nin de bu konuda sicili hayli bozuk. 1. Mesele sınır toprağının satılması değildir. Toprak topraktır. CHP’li Arıtman’ın ifadesini genişletirsek, sadece sınır toprağının değil bütün vatan topraklarının “namus” hükmünde olması gerekir. Bu konuda da maalesef CHP’nin sicili hayli bozuktur. Çünkü Cumhuriyet hükümetleri döneminde yabancılara en çok toprak satışının gerçekleştiği dönem CHP dönemleri olmuştur. CHP’nin tek parti döneminde 41 milyon metrekare koalisyon iktidar olduğu çok partili dönemlerde ise 29 milyon metrekare vatan toprağını yabancılara sattığı Tapu Kadastro kayıtlarından anlaşılıyor. Yani “namus” CHP dönemlerinde de yerle bir olmuştur! 2. MHP’nin koalisyon ortağı olduğu MHP–ANAP–DSP döneminde ise yabancılara 9248 konut satılmış. Satılan toplan toprak alanı ise 15 bin metrekareyi bulmuş. 3. MHP’nin İsrail’le gizli dansına ilişkin çok çarpıcı bir belge daha var. Tarih, İsrail’in sınırımıza sızmasına tepki gösteren MHP’li Oktay Vural’ın Ulaştırma bakanlığı yaptığı 2002 yılıdır. Gerisini, 7 yıl evvel kaleme aldığım yazıdan aktaralım: “Tel Aviv Büyükelçiliğimiz ile İsrail Hava Meydanları İdaresi Genel Müdürü arasında geçen bir görüşmede, İsrail tarafı, “havaalanı işletmeciliği ve güvenliği konusunda” işbirliği yapmayı teklif eder. Bu talep, Türk Dışişleri Bakanlığı’nca dönemin “Milliyetçi Ulaştırma Bakanı” Oktay Vural’a iletilir. 02.01.2002 tarihli cevapta, “Türk Ulaştırma Bakanlığı ile İsrail Hava idaresi arasında havaalanı güvenliği konusunda işbirliği yapılmasında bir sakınca olmadığını” bildirir, Ulaştırma Bakanlığımız. Bu “olurun” altında, Sivil Havacılık Genel Müdürü T. Bilgetin Toker’in imzası vardır. Tabii “Bakan adına”!. Çok ilginçtir, bu işbirliğini tesis için çırpınan isim, İsrail ordusundan emekli Tümgeneral Gabi Ofir’dir. Ofir, 1999 yılında ülkemizde meydana gelen deprem sonrasında İsrail tarafından gönderilen arama–kurtarma ekibinin komutanıdır ve aynı zamanda Mossad ajanıdır. Yani, İsrailli “yardımsever Mossad ajanı”, önce deprem ekibi ile gelmiş, sonra Türk havacılık sistemine sızma girişimi için “yardımseverliğini”! göstermek istemiş. Ulaştırma Bakanı Oktay Vural adına yapılan yazışmalar, sonunda “olumlu sonuçlanıyor”. “Havaalanlarımızın güvenliği konusunda”! İsrail’den gelen talep kabul ediliyor ve Genel Müdür Mahmut Tekin imzasıyla, İsrail’in temas edebileceği bütün Hava Meydanları görevlileri, (APK, güvenlik, elektronik, seyrüssefer, işletme) isim, görev ve irtibat numaralarıyla İsrail’e veriliyor. Mossad’ın “Türk Hava Meydanları meydan savaşı” muzafferiyetle sonuçlanıyor”!. İsrail, MHP’li bakanın oluruyla en stratejik kurumumuzun bütün birimlerine başarıyla sızıyor!. “Havaalanı güvenliğimizi” üstüne alıyor!. Tabii, bu sadece Ulaştırma Bakanlığı’mızı ilgilendiren bir sızma değil. Bir çok devlet biriminde “işbirliği, yardımlaşma, fikir alışverişi” adı altında İsrail’in irtibat büroları tesis edildi.” (30.09.2002, Yeni Mesaj Gazetesi, Muharrem Bayraktar) Yani bugün İsrail’in “sınırımıza sızmasına” tepki gösteren Sayın Vural, 7 yıl evvel kendi bakanlığı döneminde İsrail’in “devlet kurumlarımıza sızmasının” önünü açmış. CHP’nin sicilini ise aktardık. O halde siyasetçiler iktidara geldiklerinde ayrı, muhalefette iken ayrı ahkam keserek halkı kandırmayı bıraksınlar. Hele bu konuda “namusa” sığınmak çok tehlikeli!