|
|
|
Müjdelerin en güzeli Üstad geliyor!
|
|
|
O bir derya ki önüne gelen tüm kir ve pasları parlatıp geçiyor. O milleti yüceltiyor. Millet de O’nu baştacı yapıyor. Bu ne sevgi Allah’ım benzeri görülmedi. Tarih güzel şeyler yazdı ama böylesini yazmadı
Gökten nağmeler indi. Yerden sular fışkırdı. Gönüllere ümit serpildi. Sevenlerle, sevilenler Anadolu’nun bağrında buluştu ve kucaklaştı. Cananların canı, gönüllerin sultanı güzel haberlerle geliyor.
Zulmetin yerine sükunet, yokluğun yerine bolluk, avareliğin yerine çalışkanlık, kenidini bilmezliğin yerine akl-ı selim geliyor.
Öyle güzel mimar ki onu gören gözler dertlerini ve kederlerinin yerine sevinç gözyaşları döküyor. Üstad’ı dinleyen kimliğini buluyor.
Sevda bir! Dava bir! Millet bir! Bayrak bir! Vatan bir! Bundan daha güzel müjde olur mu, Mevla’dan! Herşeyin en güzelini bahşetmiş bize Yüce Yaradan tükenen ümitler yeşermiş! Bu millete Allah özellik ve önderlik vermiş. Feryatların yerini sevinç ve coşkular almış. Acıların yerine her tarafı azim sarmış.
Artık hayat çark
» Devamı
|
|
|
Namazlar nasıl kılınır
Mekruh vakitler
Beş vakit vardır ki, onlara Mekrûh Vakitler denir. Birincisi: Güneşin doğmasından mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.
İkincisi: Güneşin yüklelip de tam tepeye geldiği zeval bulunduğu vakittir. Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.
Dördüncüsü: Fecr–i Sadık’ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.
Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir, ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilâvet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet
» Devamı
|
|
|
Bütün bu hadiseler, Ecmir racası ve Hindistan’ın diğer racaları tarafından hayret ve şaşkınlıkla takib edildi. Muînüddîn–i Çeştî Hazretlerinin karşısında aciz ve çaresiz kaldılar. Müslüman olup, Muînüddîn–i Çeştî Hazretlerine uymakla şereflenen Şadi ve Ecipal, hocalarına; “Efendim, Ecmir şehrinin ortasında bir yere yerleşmenizi, böylece bütün halkın sizden istifade etmesini arzu ediyoruz” dediler. Bu teklifleri kabul edildi. Muînüddîn–i Çeştî, Muhammed adında bir talebesine; “Git, şehrin ortasında bizim için münasib bir yer hazırla, oraya yerleşeceğiz” buyurunca, emri yerine getirildi. Muînüddîn–i Çeştî, hazırlanan bu yerde dergahını kurup, talebeleriyle birlikte oraya yerleşti. Sonra, talebelerinden bir kaç kişiyi Raca’ya gönderdi. Ona; “ey katı kalbli kimse! Putperestliği bırak! Allah–u Teâlâ’ya iman edip, Müslüman ol! Yoksa hakir, zelil ve çok pişman olur, ah edersin” demelerini tenbih etti. Talebeleri emir üzerine, Raca ile görüştüler. Söylenilen sözleri aynen bildirdiler. Fakat Ra
» Devamı
|
|
|
|
Müslim Karabacak
|
|
|
|
|
|
|
Hüseyin Mümtaz
|
|
|
|
|
|
|
M. Emin Koç
|
|
|
|
|
|
|
|
|