O’nunla ilk defa Elest Bezmi'nde (ruhlar âleminde) konuştuk;
"Hani kıyamet günü, 'Bizim bundan haberimiz yoktu' demeyesiniz diye, Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından (sulbünden) zürriyetlerini (çıkarıp) almış ve onları kendilerine şâhid tutup, 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' (diye buyurmuştu). Onlar da, 'Evet, (Rabbimizsin) şâhid olduk' demişlerdi." (A'râf: 172).
Böylece Allah’ın, yarattığı ruh ile arasındaki ilahi serüven başlamış oldu. Ve insan yaratıldı...
“O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.” (Alak, 2).
İnsan ruh cihetinden Allah’a, topraktan yaratılan beden cihetinden ise bu âleme meyyaldir!
İmtihan sırrı da işte burada gizlidir.
Ruhlar âlemindeki bu ahidleşmenin ardından ruh, ‘insan’ adı ile özü toprak olan bir beden kalıbının içinde, Allah’a vermiş olduğu kulluk sözünü ispat edebilmesi ve bir imtihan vesilesi olsun diye sırlarla dolu bu âleme, dünyaya gönderildi:
“Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık ki, insanları imtihan edelim; hangisi daha güzel bir amel yapacak?” (Kehf, 7).
Ve insan; hikmetle, kadın ve erkekten, milletlere pay edildi.
“Ey insanlar, şüphe yok ki Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve sizi, (tanışın diye) aşiretler ve kabileler haline getirdik!” (Hucurat, 13).
Yüce Allah yarattığı insanı bu deni âlemde başıboş da bırakmamıştır:
“İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyame, 36).
İkaz etsin, unuttuğunu ona hatırlatsın diye kavimlere, kendi içlerinden rehberler gönderdi:
“Nitekim içinizden (tanıdığınız ve asla yalanlayamayacağınız), size ayetlerimizi okuyan (kendi nefsinden konuşmayan), sizi arındıran (terbiye eden) ve size Kitab'ı (okumayı) ve hikmeti (anlamayı) öğreten, daha önceden bilmediğiniz şeyleri bildiren (cehaleti gideren), sizden (seçilmiş ve sevilmiş) bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151).
Rabbine, nesline ve tüm insanlara karşı O, sevilmiş ve seçilmiş Peygamber inananlara en güzel örnek olarak gönderildi:
“And olsun ki, Resûlullah sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab, 21).
Kadın ve erkekten aile, aileden de toplum oluştuğuna göre, ailelere de en güzel örnek de Hz. Peygamber’in ailesidir:
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizin üzerinizden her türlü çirkinliği ve kirliliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33).
Bu ayet Peygamber Efendimizin hanımlarından Ümmü Seleme validemizin evinde nazil olmuştur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz kızı Hz. Fâtıma’yı, damadı ve amcaoğlu olan Hz. Ali’yi, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i abasının altına alarak, “Allah’ım, Benim Ehl-i Beyt'im işte bunlardır; bunların kusurlarını gider, kendilerini tertemiz yap” diye dua etmiştir. (Tirmizî, Tefsîr, 4; Menâkıb, 32, 60; Müsned, IV, 107).
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde Ehl-i Beyt’i tanımayı, sevmeyi ve onlara itaat etmeyi cahiliye geleneklerinden uzak durabilmesi için tüm inananlara tavsiye ile farz kılmıştır:
“Onlar, Allah'ın hidayet ettiği (doğru yola sevk ettiği) kimselerdir, sen de onların yoluna uy.” (En’am, 90).
Hz. Peygamber Efendimizin hayatı çile dolu, amansızca cehalete karşı verilmiş bir mücadeledir. Peki, bu mücadelenin bir karşılığı var mıdır? İnsanı cehaletin esaretinden kurtaran, ona ilim ve hikmeti öğreten, birliği, toplum olmayı öğreten bu güzide insanın emeğinin bir karşılığı veya bir bedeli var mıdır?
“De ki: Ben, bu tebliğime (peygamberliğime) karşılık sizden, Ehl-i Beyt'imi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum." (Şûra, 23).
Bugün kendimize ve çevremize şöyle bir bakalım; nasıl yaşıyoruz, ne görüyoruz, ne duyuyoruz, ne okuyoruz? 
Her halimiz bir isyan!
Çocuk istismarı, kadın cinayetleri, faiz, haram, uyuşturucu, alkol, faiz, cinayet, işsizlik, korkaklık, tembellik, cimrilik… Resmen cahiliye devrini hortlattık! Beş bin yıllık millet geleneğimiz ve bin 400 yıllık İslam geleneğimiz nasıl böyle bir hale gelebilir? Çünkü bireyler olarak da millet olarak da unuttuk!
Elest Bezmi'ndeki, kulluk sözümüzü unuttuk! Bir kan pıhtısından yaratıldığımızı unuttuk! Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu unuttuk! Başıboş olmadığımızı unuttuk! İçimizden, sevilmiş ve seçilmiş rehberlerin elinden ve dilinden her an uyarıldığımızı ve ikaz edildiğimizi unuttuk! Bizler için en güzel örneğin o sevilmiş ve seçilmiş rehberler olduğunu unuttuk! O sevilmiş ve seçilmişlerin ter temiz olduğunu unuttuk! Her anımızda onlara uymamız gerektiğini unuttuk! O sevilmiş ve seçilmişlerin bizim üzerimizdeki emeğini, karşılığında sadece onları sevmemiz gerektiğini ve bunun Allah’ın bir emri olduğunu unuttuk! Tüm bunların özünde, bizi her an kontrol ve murakabe eden mutlak kudreti unuttuk!
Şiddetle hatırlamamız lazım...
Hz. Ali buyurur ki: “Bizi arayan bulur, bulan tanır ve tanıyan sever.” İnsanın iki kimliği vardır; manevi kimliği ve milli kimliği. Bugün bu kimliğimizden uzaklaşmış olmanın sebebi ile cehaletin ağır bedelini ödüyoruz. Bu cehaletimizi gidermeden üzerimizde dolaşan kara bulutların dağılması da asla mümkün değildir.
Bu sebeple birey olarak ve millet olarak Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in kaleme aldığı şu iki temel eseri okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum: Manevi kimliğimizin imarı için, Ehl-i Beyt Külliyatı. Milli kimliğimizin imarı için, “Hoş Geldin Atatürk” eseri.
Allah ferasetle ve basiretle anlamayı nasip eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
meraklı 2018-07-06 09:43:27

beyni tokatlayan bir makale olmuş.. tebrikler