Bağımsız araştırma sonuçları Türkiye’de kadına şiddetle ilgili şunları gösteriyor: “… 2013’te 237 kadının öldürüldüğü Türkiye’de, bu sayı 2014’ün ilk 10 ayında 255’e yükseldi. Sadece Ekim ayında 29 kadının yaşam hakkı elinden alındı, Eylül ayı ise 23 kadın, erkek şiddetinin kurbanı oldu. Geçen seneye kıyasla artış gösteren kadın cinayetleri tablosuna, bu yıl ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteci kadınlar da eklendi. 18 Eylül’de Urfa’da 30 yaşlarında bir kadın sokakta ölü bulunurken, 20 Eylül’de Amed’de bir başka Suriyeli kadın eşiyle tartıştıktan kısa bir süre sonra tabancayla vurulmuş halde bulundu. Eylül ayındaki kadın cinayetlerinin failleri olan erkekler, en çok bıçak ya da tabanca ve tüfek gibi ateşli silahlar kullandı.”
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız ise kadına şiddetin düşme gösterdiğini ifade etti. Sayın Bakan’a göre Türkiye’de kadın cinayetlerinde bir artış olmadığı gibi nispi de olsa bir düşüş söz konusu… Sayın İslam ayrıca AB’ye üye 28 ülkede geçen yıl yapılan bir araştırmanın verileri hakkında bilgi verdi ve bu ülkelerde her 3 kadından birinin, 15 yaşından itibaren fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını söyledi.
Bu ifadelere baktıkça ülkemizde ahlaki ve sosyal çöküntünün sebepleri daha iyi anlaşılıyor. Bu mantık sadece şiddet problemine değil, hiçbir soruna köklü çözümler getiremez. 
Her meselede kokuşmuş batıyı örnek alarak bir yere varmak mümkün değildir. Türkiye’deki şiddet olayları ele alınırken AB ülkeleri baz alınarak değerlendirmeler yapılması son derece vahim bir olaydır. Bu yaklaşım bizi “Avrupa’da da yaşandığına göre demek ki kabul edilebilir” noktasına getirir ki bu şekilde hangi sorunun üstesinden gelebiliriz? Bu tamamen bağımlı düşünen zihinlerin işleyiş tarzıdır. 
Hâlbuki siyasi iktidarın meselesi, “İnsanımız bu hale nasıl geldi ve biz bunu nasıl düzeltebiliriz?” olmalıdır.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in Yeni Mesaj gazetesinde yer alan 18 Şubat tarihli yazısı konu hakkında mükemmel analizler ve çözümler içeriyor:
“… 21. yüzyıl Türkiye’sinde kadına şiddeti veya tecavüzü değil; kokuşmuş insanı eleştirmeliyiz. Daha doğrusu, çürümüş, bitmiş halimizi düzeltmeye çalışmalıyız.
Merkezinde Allah korkusunun, hesap şuurunun olmadığı bir dünya haline geldi yaşadığımız yer ve asıl derdimiz de bundan sonra başlıyor.
Batılılaşma esasen İslam’ın çizdiği yaşam ölçülerimizi yok etti, bu hale geldik. Allah korkusunun ve hesap derdinin olacağı bir eğitim anlayışının kazandırılamadığı bireylerden oluşan bir toplumda, siz nefislerdeki bu koca kara deliği başka hiçbir şeyle kapatamazsınız.”
Bu tespitler meselenin can alıcı noktasını ortaya koyuyor. Yapılması gereken  yukarıda anlatılan insan modelinin yetiştirilmesidir.. İnsanın kendisi ve toplum yararına kazanılmasıdır. Bunun olabilmesi için öncelikle kendi Müslüman Türk genci modelimizi yetiştirme yolunda gereken adımları atmak durumundayız. Gerçek anlamda milli olan bir eğitim anlayışı acilen hayata geçirilmelidir.
Prof. Baş, 2014 eğitim öğretim yılı başlarken bu konuda şunları söylemişti:
“… Adının önünde milli kelimesi bulunan eğitim, gerek cumhuriyetin emanet edildiği genç neslin yetiştirilmesi, gerekse vatan sathında birliğin tesisinde çok önemlidir. Bu sebeple sınav maratonunu tek gündem yapan Milli Eğitim için bundan ziyade, model alınacak ve gençlerin onun gibi yetiştirileceği bir örnek bulunması zorunludur. Bendeniz, Trabzon Lisesi’nde öğretmenlik yaptığım dönemde okula gelen müfettiş beye Türk genci modelimizi sormuştum.
Müfettiş bey sorduğum soru karşısında önce biraz şaşırmış ve bana bunca yıllık meslek hayatımda “böyle bir soru ile ilk kez karşılaşıyorum” demekten kendini alamamıştı.  
Hakikaten bugün eğitim kurumlarımızda öğretilen müfredat kadar ciddiye alınması gereken mesele örnek gençlerimizin yetiştirilmesidir.  
Bir İngiliz veya bir Alman gencini siz diğerlerinden ayırt edebilirsiniz. Hali, duruşu ve dünyaya bakışı ülkesinin ve inancının değerleri ile şekillenir.”
Bugün bizim tam da bu anlayışa ihtiyacımız var.
Ülke olarak kendi inancımızın, tarihimizin, kültürümüzün değerleri ile şekillenmiş insanı yetiştirmeye ihtiyacımız var… 
Bugün Allah korkusunu ve hesap şuurunu temel kabul eden bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var…
Mesele, insanı “doğru” yetiştirmek.. Diğer ifadeyle “doğru” insanı yetiştirmek…
Yoksa Avrupa ülkelerini ölçü kabul eden, olayların boyutlarını bile idrak etmekten aciz bir yaklaşım tarzı sosyal yaraları kangrenleştirmekten başka bir işe yaramaz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100