İnsanı eğitmek için, insanı tanımak şarttır. İnsanı madde ve mana ile bir bütün olarak ele almak ve her iki yönü için gerekli olan eğitimi tatbik etmek gerekir.  Bugün bu anlayışta bir eğitime şahit olmak mümkün değildir. İnsanın fıtratına uygun, zaten değildir.

Şu bir gerçek ki; güçlü bir toplum ancak güçlü bireylerden oluşur. Bizim kültürümüzde güç;  imandır, ahlaktır, edeptir, saygıdır, sevgidir, ilimdir, bilimdir.  Bu kavramları hayata geçirmede bir numaralı etken ailedir. Bugün insan eğitimin de göz ardı edilen iki hayati nokta vardır. Bunlardan ilki, insanın kendisine yabancı kalması; varlık ve objelerle pek çok gelişmelere karşı cahil bırakılmasıdır. İkincisi ise, insanın kendini seçip aleme insan olarak gönderen mutlak kudretten habersiz olmasıdır.

O halde fıtri ve reel bir eğitimin temel görevi insana kendisini ve Rabbinin yolunu tanıtmak olmalıdır. Bu da ancak insanımızı, süfli arzularının esiri yapan düşünce ve görüşlerden kurtarmak, iman ve insan mevzusunda ilahi mikyaslar içinde eğitmekle mümkündür.

Subjektif ölçü ve anlayışlara göre değil, objektif hakikat ölçülerine göre insanı eğitmek;  fıtratına ve ruh-beden ahengine uygun ölçülere kavuşturmak kesinlikle şarttır. Bu ilahi ve objektif ölçüde ne dış alemden uzak iç oluş,  ne de iç alemden uzak dış oluş istenilen şeydir. İnsanı her iki alem ve cihetle kemale taşımak; oluş ve vuslatını gerçekleştirmek gerekir. Böylece kendisini kontrol ve murakabe ettiği şüphesiz olan kudretin hesaba çekeceğine inandırdıktan sonra onu, dış alemin mimarı durumuna getirmek gerekir.

Bir meslek sahibi olarak hangi meslek sahibi olursa olsun (ancak inancına ters düşmeyecek) iyi bir insan olmalı ve mesleğinin getirdiği nazari ve pratik bilgi imkanlara mutlaka sahip olmalıdır.  Çünkü iş hayatında başarılı olması bunlara bağlıdır.  Bu noktada başarısız olması hem şahsi hayatında hem de cemiyet planında sıkıntılara sebep olur. Çalıştığı yer onu bir insan olduğunu unutmamalı ihmal etmemelidir. Onun mesleki kabiliyetini çok iyi değerlendirmek kadar insan olarak değerlendirilmesinin şart olduğunu çok iyi bilmelidir. Yani insan yaşadığı yerde bir takım faaliyetleri yapan ya da yürüten robot değildir. O her şeyden önce bir insandır.

Aile ve cemiyet hayatında uyumlu ve faydalı olabilmesi, fert olarak mükemmel olmasına bağlıdır. Aile ve cemiyetler taş yığını değildir, insandır…

İlginç bir örnek vermek gerekirse, 1963’de Türkiye’ye resmi ziyaret için gelen A.B. Devletleri başkan yardımcısı Lyndon Johnson, İstanbul’da bulunan Amerikan Robert Kolejini ziyareti sırasında, kolejin faaliyetleri hakkında kendisine bilgi veren sorumluların sözlerini keserek şöyle der: “Bana kolejlin yılda şu kadar mezun verdiğinden, şunu yaptığından, bunu yapmak istediğinden değil de; A.B.D.’nin eğitim politikasını benimsemiş, gerçek bir Amerikalı ruhu taşıyan ve bir Amerikalı kafasıyla düşünebilen kaç tane mezun verebiliyorsunuz, bundan bahsedin’’ der.

Bu örnek neticesinde kafamızda şu sorular oluşabilir: Nasıl bir nesil yetişsin istiyoruz? Kaynak ne olmalı, örnekler nerenden seçilmelidir? Geçmiş ve gelecek arasında nasıl bir köprü kurulmalı?

İşte eğitimin ana meseleleri!  Bütün bu sorular doğru olarak cevaplandırılmalıdır. Aksi halde bomba elimizde patlar. Elimizle beslediğimiz eserimiz bizi helak eder.

Tabii ki bizler Amerikan, İngiliz, Fransız… kültürleriyle yoğrulan bir millet olmak istemesek de bugün onlara benzer olduk. “Bir topluma benzemek isteyen, onlardan olur” hadisine göre artık  o insanları aslı ne olursa olsun özendikleri milletlerin bir şubesi olarak buluruz.. Maalesef bizim toplumumuz da bu hal üzeredir ve aşırı cahil yetişmektedir.

Toplum insanların aynasıdır. Milletler kendini meydana getiren insanların hislerinin, duygularının, hal ve hareketlerinin aynasıdır. Dolayısıyla insan meselesini halletmek demek bütün meseleleri halletmek demektir. İnsan; insan olabilmesi için kesinlikle Ehl-i Beyt mantığıyla eğitilmelidir. Yani ibadet ehli, muhabbet ehli, şecaat ehli, ahlak-ı hamide sahibi olmalıdır.  Kinden, gururdan, riyadan kısacası ahlak-ı zemimenin pençesinden kurtulmalıdır. İnsanımız şunu iyi bilmelidir ki.  Yukarıda belirttiğimiz eğitim sorularının cevabı,  eğitimde zirve kapısı Ehl-i Beyt’tir.

Son bir misal verecek olursam, bir okyanusu ele alalım: yetersiz imar programları bu okyanusun ancak bir körfez veya bir kenarını imar etmeye muktedir olabilirler, bütünü imardan acizdirler.  Bunun örnekleri, tarihte olduğu gibi,  günümüzde de görülmektedir. İmar edilmeden ve dolayısıyla da kontrol altına alınmayan okyanusun derinliklerinde kaynamalar, taşkınlıklar, buhranlar ve tufanlar hüküm sürmekte ve zaman zaman imar edilmiş körfez ve kıyıları da etkisi altına almaktadır. Tıpkı bunun gibi, tufanlar burhanlar taşıyan insan denen büyük okyanusun, ücra derinliklerine nüfuz edip, ondaki bu burhan ve tufanları önlemek; ona eğitim programını tatbik etmek gerekir. Kur’an’ın ilk emri, “Rabbinin adıyla oku”dur. İnsanlık hızla buhrana ve anarşiye doğru gidiyorsa bunun tek nedeni, kendisini maddesiyle, manasıyla eğitmekten aciz eğitim programlarının bahtsızlığına maruz bırakılmasıdır. 

Unutmamamız gereken gerçek; bütün insanlığın gerek maddi gerek manevi tek kurtuluş kapısı var. O kapı Ehl-i Beyt kapısı, Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in çatısıdır. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100