Yılbaşı akşamı Trabzon’daydık ve Meltem TV’de yayınlanan, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın onur konuğu olarak katıldığı “2017’den 2018’e Bakış” programına katıldık.
Programda konuşan akademisyenler 2017 yılıyla ilgili, her yönüyle, çok önemli değerlendirmeler yaptı ve 2018 için önemli tavsiyelerde bulundu. Prof. Dr. Baş’ın konuşması ise tarihi önemdeydi ve birçok meseleye ışık tuttu.
Bugünkü yazımda İran’da yaşanan olaylar ve de Sayın Baş’ın programdaki İran değerlendirmesi üzerinde durmak istiyorum.
İran’ın İslam devleti olarak ifade edildiğini ama ekonomik sistem olarak Batı’nın bir ürünü olan İslam’la asla bağdaşmayan Kapitalizmi hayata geçirdiğini belirten Prof. Dr. Baş, “Kapitalizmi uygulayan bir devletin İslam devleti olabilmesi mümkün değildir” dedi.
Çünkü Kapitalizm, sömürü sistemidir, gelir adaletsizliği, işsizlik, aşsızlık, yoksulluk demektir, ülken üzerinde hesabı olanlara borçlu olman demektir. Böyle bir sistemin İslam’ın hak ve hukuk anlayışına uyum sağlayabilmesi asla mümkün değildir.
İran 2018 yılına protesto eylemleriyle girdi. Başkent Tahran, Raşt, Meşhed, Kaşmer, Kirmanşah, İsfahan, Hamadan, Kum, Dorud ve daha birçok merkezde protesto eylemleri yaşandı ve devam ediyor. Eylemlerin çıkışı ekonomik sebeplerdi ama sonrasında tepkiler siyasi rejime yöneldi.
Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin bu eylemlere yakın ilgisi, yer yer çatışmaya dönen eylemlerin İran geneline hızla yayılarak adeta bir İran Baharı’na dönüşmesi, bu eylemlerin arkasında küresel iradelerin ve BOP hesabının olduğunu açıkça gösteriyor. 
Neticede İran da, Irak ve Suriye gibi, Türkiye gibi BOP kapsamında parçalanması hedeflenen 22 ülkeden birisi… 
Bunu planlayanlar gayet iyi biliyorlar ki direkt askeri yöntemlerle İran’ı işgal edemezler, parçalayamazlar. Bu sebeple hem içerideki problemleri kaşıyarak halkı birbirine düşürecekler, hem de Suudi Arabistan gibi bazı İslam ülkelerini İran’a karşı kışkırtarak, bir Şii-Sünni çatışmasını devreye koyarak İran’ın enerjisini sıfıra indirecekler, işgale hazır hale getirecekler.
Hem içeriden, hem dışarıdan… İçerideki eylemlerde aynen Suriye ve Libya’da olduğu gibi olayların büyümesi için her türlü provokasyonu da kullanıyorlar. Örneğin Dorud kentindeki protesto eylemlerinde 2 eylemci hayatını kaybetti. 
Lorestan vilayeti güvenlik şefi ve vali yardımcısı Habibollah Khojastehpur, Dorud’daki gösteride ölen iki kişinin İran polisince değil, 'yabancı ajanlarca' öldürüldüğünü söyledi.
Eylemciler, yerel kamu binalarını ele geçirmeye çalışıyor, kundaklama girişimlerinde bulunuyor. İran yönetimi, bu eylemlere karşılık olarak sert müdahale görüntüsü vermemek için önce hükümet yanlısı halkı sokağa davet etti. 2009 yılında bu yöntem faydalı olmuş olabilir ama bu yöntemin de oldukça tehlikeli sonuçları olabilir. Eylemleri planlayan küresel iradelerin 2009’daki bastırma yöntemlerini hesaba katmadığını düşünmek doğru olmaz.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, gösterilerin son verilmemesi durumunda göstericilere “demir yumrukla” yanıt verileceğini açıkladı. Bu da zaten küresel iradelerin beklediği bir tepki…
ABD Başkanı Trump’ın açıklaması, esasen konuyla alakalı ipuçlarını bize veriyor. Trump, "Rejimin yolsuzluklarından ve ülkenin varlığını yurt dışında terörizme harcamasından bıkmış olan İran vatandaşlarının barışçıl protestolarıyla ilgili bilgiler geliyor. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da dahil kendi halkının haklarına saygı göstermelidir. Dünya bu süreci izliyor" demişti.
Burada hem halkı ülkesine karşı hem de birbirine karşı kışkırtma sözkonusu, ayrıca “terörizme destek” ifadesiyle de, İran’ın Yemen’deki Husilere, Suriye’deki rejime, Filistinlilere ve de Lübnan’daki Hizbullah’a verdiği destekten duyduğu rahatsızlığı belirtiyor. 
Bunu bir halk eylemine dönüştürürken de İran halkının en yumuşak karnı olan ekonomik problemleri gerekçe gösteriyorlar. İran yönetiminin bir taraftan gelir adaletsizliği anlamına gelen Kapitalist anlayışa devam ederek, diğer taraftan bu adaletsizlikten beslenen eylemlerle mücadele edebilmesi mümkün değildir. Bu büyük bir handikaptır. 
Gelir adaletsizliğine maruz kalmış bir halkın üzerine sert önlemler alırsan da bu bir süre sonra geri teper. Bu dediklerimizi Türkiye’deki siyasilerin de dikkate alması gerekmektedir.
Dikkat ederseniz, Mustafa Kemal Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmadan önce Milli İktisat Kongresi’ni yapmıştır; borca dayalı olmayan, geliri millete pay eden, her yönüyle milletin arkasında olan bir devlet anlayışı…
Dün pratiği uygulanan bu anlayışın bugün sistemleşmiş hali Milli Ekonomi Modeli’dir ve dünyada 4 milyar insan bu modelin gelir adaletinden istifade etmektedir ama maalesef bu istifade edenler arasında hiçbir İslam ülkesi yoktur. Hem Kapitalizmin sadık uygulayıcısı olacaksın, hem de Kapitalist ülkelerin tuzağına düşmeyeceksin, bu mümkün mü?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner137