İran'da olaylar 28 Aralık'ta baş gösterdi.
Olaylar dün itibarıyla tüm İran’a yayıldı. 23 kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. 
Gerekçe; yüksek enflasyon yani hayat pahalılığı, işsizlik ve yolsuzluk.
Olaylar sebebiyle dört köşe olan 2 buçuk ülke var.
ABD, İsrail ikilisi ve buçuk ise Suudi Arabistan... Buçuk, çünkü Suud’u da onlar yönetiyor.
Afganistan, Irak ve Suriye'de olduğu gibi özgürlüğe susamış halkları özgürlüğe kavuşturma konusunda en hevesli ülkelerden olan ABD'nin Başkanı Trump, "İran halkı baskı altında. Gıda ve özgürlüğe aç. Değişim zamanı" ifadelerini kullanırken İsrail'den "İran'daki gösteriler umarız başarılı olur" açıklaması geldi. 
İran'daki olaylarda dikkat çeken ayrıntılar var.
Mesela gösterilerin gerekçesi olarak sosyoekonomik faktörler gösteriliyor. Ancak bu ekonomik göstergeler önceki yıllara göre daha kötü değil. 
O zaman şu soru öne çıkıyor: Önceki yıllarda sokağa dökülmeyen insanlar, şimdi neden sokaktalar? Dış güçler mi devrede?
Göstericilerin sloganları da dikkat çekici.
“Ne Gazze, ne Lübnan, benim hayatım İran!”,
“Suriye'yi bırakın, bizleri düşünün!”
"Kahrolsun diktatör."
Anlaşılıyor ki; İran'da işsiz sayısının 3.2 milyona çıkması, işsizlik oranının yüzde 12.4'e ulaşması bu sloganları atanların umurunda bile değil. 
Bu sloganlar gösterilerde hedefin İran'ın dış politikası olduğunu gösteriyor.
Peki, İran dış politikada ne yapıyor ki bazı çevreler bundan rahatsız oluyor?
İran, Suriye'de İsrail ve ABD'yle, Lübnan'da İsrail'le, Yemen'de ise görünüşte Suud’la ama aslında yine ABD ve İsrail'le mücadele ediyor. 
Bu durum olayların dışarıdan destekli olduğunu ve en azından bu 2 buçuk ülkenin olağan şüpheli olduğuna işaret ediyor.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, 2018 yılına girerken katıldığı canlı yayında İran’ı değerlendirmiş ve "İslam devleti olarak kendini tanımlayan İran, ekonomik sistem olarak Batı’nın bir ürünü olan İslam’la asla bağdaşmayan Kapitalizmi uygulamaktadır. Kapitalizmi uygulayan bir devletin İslam devleti olabilmesi asla mümkün değildir" tespitinde bulunmuştu.
Evet, İran'ın içinden çıkamadığı girdap da aslında tam da bu. Hep Batı karşıtlığıyla gündemde olan İran, Batının ne parasından ne de ekonomi sistemi Kapitalizmden vazgeçebilmektedir. Bunu yapamadığı halde İslam devleti olduğu iddiasından da geri durmamaktadır.
Oysa İran'ın her fırsatta siyasetine alet etmekten kaçınmadığı Şiilik, yani Ehli Beyt anlayışı, devletin gelirinin halk arasında eşit paylaşılmasını öngörmektedir. Hz. Ali Efendimize yapılan saldırıların altında yatan en büyük neden, halife olduğu zaman Resulüllah'ın yaptığını yapıp, beytülmalden her Müslüman’a eşit pay vermesiydi.
İşine gelmediği ve belki de yolsuzluktan geriye para kalmadığından olsa gerek İran yönetimi, gelirdeki adaleti sağlamadığı için ülkede problemler artık görmezden gelinemez noktalara taşınmış durumdadır.

Asıl sorumlu İran’ı yönetenler
Kendi halkını kapitalizmle açlık ve yokluk girdabına sürüklemiş olan İran hükümetleri, halkını dışarıdan müdahalelere açık hale bizzat getirmiştir. İnkârı mümkün olmayan gerçek budur. İran, Suriyeleşirse en büyük sorumluluk İran'ı yıllardır yönetenlerin olacaktır.
Ülkelerdeki sorunların çözümünde geç kalınması ya da İran'da olduğu gibi çözümsüz bırakılması, toplumda var olan fay hatlarındaki stresin daha da artmasına ve de yeni yeni fay hatlarının oluşmasına neden olur. Bu fay hatları o ülkeye dışarıdan müdahale etmek isteyen güçler için bulunmaz fırsatlardır. İran aslında bugün bunu yaşamaktadır. 
Oysa Rusya ile adeta kanka olan İran, 2013 Şubat ayında Rusya parlamentosu Duma’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın 5 saat süren bir oturumda Rusya’nın önde gelen siyaset ve bilim insanlarına bizzat anlattığı Milli Ekonomi Modeli’nin Kapitalizmin tek panzehiri olduğunu bilmektedir. İran’ı yönetenlerin yolundan gittiklerini iddia ettikleri İmam Ali’nin uyguladığı ekonomi sisteminin günümüzdeki izdüşümünün Milli Ekonomi Modeli olduğunu da bal gibi bilmektedirler. 
Ama gelin görün ki, Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamak gelirin eşit paylaşılmasını gerektirdiği için bu İran’daki rantçıların işine gelmemektedir.
İran’da olaylar dışarıdan müdahale olmaksızın başlamış olsa dahi olaylar patlak verdikten sonra dış müdahale artık çok daha kolay bir hal almış olmaktadır. Bütün mesele sorunları çözümsüz bırakıp toplumu patlama noktasına getirmemektir. 

İran böyleyse Türkiye nasıl?
İran'ı bugün olayların içine sürükleyen sosyoekonomik durumun benzerleri Türkiye'de de yaşanmakta. 
Şu anda Türkiye'de yaşı 15-29 arasındaki her 100 gençten 29’unun “ne işi ne de okulu” var. Bu oran kadınlarda yüzde 42’ye kadar çıkıyor.
İran’da 3.2 milyon işsiz var. Türkiye’de ise ‘resmi’ işsiz sayısı 3.5 milyona merdiven dayamış durumda. 2018 yılına çift haneleri zamlarla merhaba dedi Türkiye.
Üstelik Türkiye’yi yönetenlerin değil rakiplerinin, dün ‘kardeşim’, ‘dava arkadaşım’ dediklerinin yapıcı eleştirilerine bile tahammülü yok. 
Bu durum İran sokaklarını geren toplumsal fay hatlarının benzerlerinin Türkiye’de de çok daha büyük stres biriktirdiğinin göstergesi olarak görülmeli.
Depreme neden olan fay hatlarında biriken gerilim ne kadar yüksekse o kadar yıkıcı kırılmalara neden olduğu gibi toplumsal fay hatlarındaki yüksek gerilim de büyük kırılmalara ve olaylara sebep olabilir.
Bunun için gerilimi tırmandıracak şeylerden kaçınılması gerekiyor. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘2018’de kardeş olalım’ çağrısı çok önemlidir. Toplumu geren sorunlara mutlaka çözüm bulunmalıdır. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı, çözüme sahip yegâne kapı olduğu için Prof. Dr. Haydar Baş’ın uyarıları dikkate alınıp, mutlaka gereği yapılmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Agil - Bakü 2018-01-03 16:58:03

teşekkür ederiz, profesyonel yorum.