Bir cenaza münasebetiyle Trabzon'un Düzköy ilçesinin bir mahallesinde camideyiz. Yaklaşık 300 kişilik bir cemaat... Kürsüde bir müftü… İslam'ın ölçülerini ve değerlerini alt üst ederek şöyle konuşuyor: "Hiçbir şeyden tam emin olmayın, her şeye şüpheyle yaklaşın. Cemaatlerden, tarikatlardan uzak durun. Ben ayağıma sıkmayı severim, benim her söylediğime inanmayın, güvenmeyin, Diyanet'e de güvenmeyin; alimlere, hocalara da inanmayın, güvenmeyin." Müftü hızını alamıyor ve Peygamber Efendimize de sataşacak kadar ileri gidiyor ve şöyle saçmalıyor: "Peygamber Efendimiz Bedir'de orduyu bir yerde konuşlandırır. Sahabe sorar: 'Bunu sana Allah mı buyurdu, yoksa kendin mi karar verdin?' 'Kendi kararımdır' deyince sahabe peygambere çıkışır ve 'Yanlış yaptın' der." Müftü aslı olmayan bu ifadelerle Peygambere bile şüpheyle bakmayı öğütlüyor. Bütün bu sözleriyle müftü hem kendi imanıyla oynuyor hem de cemaati ifsat edip bozuyor. Ne acıdır ki "camide susulur, ses çıkarılmaz" diye alıştırıldığımızdan biz dahil hiç kimse ses çıkarmıyor. "Hoca yanlış konuşuyorsun, imanınla oynuyorsun" denmiyor. 
Biz bu yazımızda İslam'ın ölçüsünü ortaya koyarak müftünün zırvalarına cevap verirken insanımıza da ayıktırmaya çalışacağız.
Allah Teala Bakara sûresi 42. ayette şöyle buyuruyor: "Bilerek hakkı bâtılla karıştırıp hakkı gizlemeyin."
Müftü, hakkı bâtılla karıştırmakla kalmıyor, bâtılı hak diye savunuyor. İslam cemaat halinde yaşanan bir dindir. “Cemaatlerden uzak durun” demek “İslam'dan uzaklaşın” mânâsına gelir.
Âl-i İmran Sûresi 103. ayette Allah Teala şöyle buyurur: "Allah'ın dinine (İslam'a) cemaat halinde sımsıkı sarılın; dağılıp parçalanmayın."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, "Allah'ın kudret eli cemaat üzeredir", "Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır" diye buyurarak cemaat halinde yaşamının İslam'ın olmazsa olmazı olduğunu beyan etmektedir.
Cemaat Peygamber-sahabe ilişkisidir, cemaat İslam'ın özü olan Ehl-i Beyt’i canlı örnek alarak sapasağlam kulpa yapışmak, emin adımlarla kulluk yolunda yürümek, Allah'a yakınlaşmaya çalışmaktır.
Sahih hadiste buyurulan kırklar, yediler, üçler ve bir’i bulmak; onlarla beraber olmak, onları canlı örnek olarak almaktır. Zira o Allah dostlarının Peygamber vârislerinin Ehl-i Beyt yolu yolcularının en büyük kerameti istikamet üzere olmalarıdır.
Kur'an'ın ilk sûresi Fatiha'da Allah Teala istikamet yolunu bize anlatıyor. Anlamayız, sapık yollara düşebiliriz diye de namaz vasıtasıyla günde en az 40 defa Fatiha Sûresi'ni bize tekrar ettiriyor: "Bizi sırat-ı müstakime (istikamet yoluna, dosdoğru yola) eriştir.” (Fatiha-6).
Burada hiçbir kapalı nokta kalmasın, kullar şüpheye düşüp kendilerine bir yol tutmasın diye Allah Teala sırat-ı müstakimin ne olduğunu bize bir sonraki ayette açık seçik beyan buyuruyor: "O yol kendilerine nimet verdiklerimin yoludur.” (Fatiha-7). Nisa Sûresi 69. ayette de nimet verilenlerin; peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler olduğu buyurulur.
O nimet verilenlerle beraber olunmazsa varılacak kötü akıbet de ayetin sonunda anlatılıyor: "Yoksa gazaba uğramış Yahudilerle ve sapıtmış olan Hıristiyanlarla olursunuz.” (Fatiha-7).
"Bilesiniz ki Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. Onlar iman edip de takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır.” (Yunus: 62-64).
Bütün bu ayetlere ve daha pek çok ayete rağmen, “Allah dostlarına güvenmeyin, onlardan uzak durun” demek, en azından imanı tehlikeye atmaktır.
Gelelim Peygamber (s.a.v.)'e dahi güvenmeme ve sahabenin onu uyardığı hezeyanına...
Allah Teala Necm Sûresi 3 ve 4. ayette şöyle buyurur: “O Peygamber kendi hevasına-arzusuna göre konuşmaz. Onun bildirdikleri vahyedilenlerden başkası değildir.”
“Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun.” (Hucurat-1).
“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üzerine yükseltmeyin. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurat-2).
“And olsun ki, sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için Allah'ın Resulü en güzel örnektir.” (Ahzab-21).
“(Resulüm) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran-31).
Bu ayetler ve benzeri pek çok ayete rağmen Peygambere (s.a.v.) dil uzatmaya kalkmak, “O’na dahi şüpheyle bakmak gerek” gibi bir zırva ve hezeyan yine kişinin imanıyla oynaması mânâsına gelir. Müşriklerin dahi Peygamber Efendimize “Emin/Güvenilir” sıfatını takmış olmaları dikkati caliptir.
Âl-i İmran 104. ayetle bitirelim: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Bu konularda özellikle Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in eserlerini, özellikle de Ehl-i Beyt Külliyatını hararetle tavsiye ediyorum.
Kurtuluşa erenlerle olmak, kurtuluşa erenlerden olmak ümit ve duasıyla...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100