İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, dün Filistinlilere idam cezası getirilmesini öngören yasa tasarısının İsrail Parlamentosu Knesset’te oylamaya sunulacağını bildirmişti.
Yazımı yazdığım sıralarda daha oylamanın sonucu belli değildi. 
Ama tahmin etmek zor değil elbette… 
Elinde taş tutan; yaşadığı işgale, zulme sadece taşıyla cevap verebilen Filistinlilerin gerçek mermiyle öldürülmesinin onayını veren Knesset’ten sizce nasıl bir karar çıkabilir?
Lieberman, bu yasa tasarısının gerekçesi olarak da ABD’deki uygulamayı gösteriyor:
“Bu türden bir kanun, ABD yasalarında da var. Bu nedenle, İsrail’in de dünyadaki en güçlü demokratik sistemin izinden gitmesi tercih edilir.”
Bir zalimin gerekçesi, başka bir zalim, buna da “en güçlü demokrasi” demiyorlar mı? Pes doğrusu… Yasa tasarısının kanunlaşması için parlamentoda 3 turdan geçmesi gerekiyor ve büyük bir ihtimalle de geçecek. Nereden biliyorsun diye sorarsanız, elbette ki Knesset’i oluşturan milletvekillerinin zalimane tavırlarından…
Haberi seyretmişsinizdir ama İsrail’i temsil eden vekillerin Filistinlilere bakışını daha iyi anlamamız için yeniden hatırlatalım.
Filistinli tutuklu yakınları, Gazze’den otobüsle gelerek İsrail’in Nefha Cezaevi’ndeki yakınlarını ziyaret etmek istediler. Hem de Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin refakatinde…
İsrail'deki Likud Partisi Milletvekili Oren Hazan ve yanında bir grup, Filistinlilerin otobüsüne aniden binerek hakaretler yağdırmaya, onları tahrik etmeye, tehditler savurmaya başladı. Oğlu tutuklu olan yaşlı bir kadına, “Senin oğlun bir köpek. Sen ailen olarak gördüğün bu pisliği ziyarete geldin” dedi ve kadının oğlu için “böcek” ifadesini kullandı.
Anne dayanamayarak, gayet onurlu bir şekilde, “Böcek mi? Oğlum en iyisidir. Ona köpek diyen kendi köpektir” cevabını verdi.
İsraili Milletvekili ise bu sefer, "Dinle, burayı bir daha ziyaret etmemeni sağlayacağım. İçeri girememen için her şeyi yapacağız. Burada istenmiyorsun. Bunu iyi anla. Sen oğlunu cinayet işlemesi için büyüttün" diyerek tehditlerinin dozajını artırdı.
Hazan, “Ben milletvekiliyim” deyince, Anne, "İster milletvekili ol ister Netanyahu ol. Bizim çocuklarımız sizin hepinizden daha üstün" diyerek densize haddini bildirdi.
İsrailli vekil bundan sonra ağzındaki baklayı çıkardı, Gazzeli Müslümanlara tehditkar bir mesaj iletti ve ardından da, “Eğer bu mesajı onlara iletmezseniz buraya gelemeyeceksiniz. Gelseniz bile onları canlı olarak göremeyeceksiniz" diyerek tehdit etti.
Bütün bu hakaretler, tehditler, Kızılhaç’ın refakatindeyken gerçekleşti. İş işten geçtikten sonra Kızılhaç Komitesi, "Ailelerin, cezaevlerindeki yakınlarını hiçbir müdahaleye maruz kalmadan güven içinde ziyaret etme hakkı vardır" diye bir açıklama yaptı, bu kadar…
Bana bu hadise, Serebranitsa’da BM Barış Gücü’nün gözetiminde katledilen Bosnalıları hatırlatıyor. Gerçi Filistinliler 1948’den bu yana bu zulmü yaşıyorlar.
Vatanını savunmak için taşıyla direnen Filistinli gençlere “köpek”, “böcek”, “pislik” diyen, “onları canlı göremeyeceksiniz” diyerek de ölümle tehdit eden milletvekillerinden oluşan İsrail parlamentosu sizce nasıl bir karar alır? Ama unutmayalım ki, İsrail bu gücü, bu cesareti İslam ülkelerinin vurdumduymazlığından alıyor.
Toplanıp da yaptıkları tek şey; Doğu Kudüs diye Kudüs’ü ikiye bölmek olan, İslam’ın 3 kutsal mekanından birinin savunmasını Filistin meselesine indirgeyerek Filistinlileri İsrail’in ateşine iten ve de çözümü ABD’nin kontrolünde ve İsrail’in hizmetinde olan BM’de arayan bir İslam dünyası İsrail’e cesaret vermeyip de ne yapar?
İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Tzipi Hotovely, “büyükelçiliklerini taşımayı düşünen en az 10 ülke ile daha iletişim halinde olduklarını” söyledi. Guatemala, önceki gün büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını ilan etti. İsrail Başbakanı Netanyahu da, "Diğer ülkeler Kudüs'ü tanıyacak ve büyükelçiliklerini taşıyacaklarını duyuracak. 2. bir ülke bunu yaptı ve başkaları da olacak. Bu sadece başlangıç ve bu önemli" dedi.
Atı alan Üsküdar’ı geçiyor, İslam ülkeleri ise en iyi ihtimalle derin uykuda ama birçoğu da bilinçli bir şekilde İsrail’e hizmette yarışıyor. Görüntüde ise timsah gözyaşları dökülüyor.
Ahirin de ahirindeyiz. Çözüm Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifade ettiğidir:
“Kudüs ve Mescid-i Aksa meselesi ancak kalp zaafına düşmeden dediğini hayata geçirebilecek bir Liderle mümkündür. O geldiğinde batılın tamamı hakka ram olmak mecburiyetinde kalacaktır. Mescid-i Aksa İslam âleminin başkenti olacak ve böylece İslam birliği temin edilmiş olacaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.