Mehmet Akif’in “Yandık diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun” diye feryat ettiği günlerin felaket tablosunu aratmayan karanlıkların içinde yüzüyoruz. “Nedir bu başımıza gelenler” diye telaş içinde iken, bakıyorsunuz daha ağır ve daha büyük bir felaketle karşı karşıya kalıyoruz.

Ülkenin son yıllarda yaşadığı karanlık tabloların hangi birini yazalım:

Dışarıda kanlı bıçaklı olduğumuz komşular, içeride kanlı bıçaklı olan vatandaşlarımız, koyu bir mezhep ayrışması, Geziciler Gezi karşıtları, Ergenekoncular Ergenekon karşıtları, Suriyeciler Suriye karşıtları, açılımcılar açılım karşıtları gibi onlarca konuda keskin çizgilerle ayrışan ve yumruk yumruğa gelen halkımız…

Her tarafı saran canlı bombalar sonucu ölen yüzlerce masum insan, metropollere dalga dalga yayılan korku ve dehşet,  sınır ötesinden atılan füzelerle mahvolan şehirler, Suriye politikasının önümüze koyduğu IŞİD gibi yeni terör örgütlerinin yangına çevirdiği haneler, Ergenekon davasının mahvetti binlerce insan, Balyoz iftirasıyla mahvolan TSK, siyasi desteklerle palazlanan ve ülkenin bütün yapısını allak bullak ederek başımıza felaket olarak inen FETO tehdidi, 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe denemesinde kendi savaş uçaklarımızın bombaladığı şehirlerimiz, askerle polisin, askerler askerin, askerle sivilin çatışma eşiğine gelmesi, PKK’nın kalkışma yapacak güce ulaşarak Güneydoğu’yu hendek mezarlığına çevirmesi ve son olarak Türk askerinin Suriye topraklarına girmesi…

Bir felaketten öbürüne eviriliyoruz. Ankara patlamasının acısı dinmeden İstanbul patlıyor, ‘eyvah!’ demeden Gaziantep yangına çevriliyor.

Aynı anda Suriye ile ABD ile İran ile AB ile ABD ile Rusya ile adeta ne kadar ülke varsa bir şekilde hepsiyle farklı bir konuda yumruk yumruğa gelebiliyoruz.

Bütün bunlar ülkenin büyük bir başarı ile yönetildiğinin işareti ise bütün bunlar ülkede huzur ve demokrasinin hâkim olduğunun kanıtı ise o halde bu “tablo aynen devam etsin!”

Yanmaya devam edelim! Yandıkça bir hikmet, yandıkça bir başarı yandıkça, yandıkça bir zafer edası sergilemeye devam edelim.

Hiçbir olay ve felakette kendini ve politikalarını sorgulama gereği duymayan yüksek bir siyasi ego, “yandıkça daha da yanmaktan zevk alan bir “siyasi mazoşizmin” cenderesine düşmüş durumdayız.

Dünyanın en geri en ilkel en antidemokratik ülkelerinde bile var olan 'kendini sorgulama' yetisini tamamen kaybetmiş gibiyiz.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, sadece FETÖ olayı bile, yani devletin bütün mekanizmalarını kendi eleriyle teslim ettikleri cemaatin, devleti yok etme gücüne ulaşmak için giriştiği kalkışma sonrası bile, kendi siyasi sorumluluklarının yargısal boyutu konusunda zerre kadar adım atma gereği duymayan ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden bir yapıdan bahsediyoruz.

Hiçbir olaydan ve felaketten ders almayan, her felaketin sonunda büyük bir başarı hikâyesi üretilmesini şuursuzca alkışlayan ve 'uyanmayan' halkımız ise bin yıldır yaşadığımız bu topraklardaki en acı günleri yaşadığımızı maalesef göremiyor. 

Bilmiyor ki bu felaketin mimarı 'kendisidir.'

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemal 2016-08-26 10:33:16

islam tarihine baktigimizda, Kaos ortaminda Ehlibeyte düsman, muaviyeye, yezite dost olarak yasayan sözde müslümanlarin hali anlatiyor. Zilleti izzet sanmak bu olsa gerek.

Avatar
Ahmet kar 2016-08-27 21:42:47

Devletin başında bir tane devlet adamı yok ki ülke düzlüğe çıkabilsin

banner100