24 Haziran seçimlerine 28 gün kaldı. Ekonomik krizin girdabında gayet sakin ve heyecansız bir seçim süreci yaşıyoruz. Muhalefet şayet sıfır baraj ittifakını gerçekten hayata geçirip güçlü bir çıkış yapabilseydi, bu noktada yan çizmeyip bir iktidar formülü oluşturabilseydi seçimler oldukça heyecanlı olurdu. Ama ne para muslukları kesilen, küresel ayar çekilen iktidarın iktidar koltuğunda oturma hevesi var, ne de muhalefetin iktidar olma gibi bir hedefi… 
Mevcut şartlarda iktidar koltuğuna kim oturursa otursun, gerçek, köklü ve milli bir çözümü yoksa –ki adayların ve partilerinin hiçbirisinin çözümü yok- küresel güçlerin taşeronluğunu ve köleliğini yapacak. Zaten bu garantilerle partilerinin başında kalabiliyorlar. 
Millet de küresel sermayedarların hizmetinde olan bu işbilmezlerden kör, sağır ve dilsiz vaziyette çözüm bekleyip dursun, daha çok bekler. Cumhurbaşkanı adayları değişik ortamlarda seçim vaatlerini açıkladılar. Bunları kısaca değerlendirelim.
AKP’nin ve Cumhur İttifakı’nın adayı olan Erdoğan, emeklilere, Ramazan ve Kurban Bayramı’nda 1000’er lira ikramiye vaad etti. Ayrıca cezalar, vergiler ve pirim borçlarının yeniden yapılandırılacağı, işyeri açan emeklililerin geçmiş borçlarının silineceği, yaşlılık aylığının 266 TL’den 500 TL’ye çıkarılacağı gibi vaatler ifade edildi. Erdoğan, yaptığı açıklamalarda serbest piyasa ekonomisinin seçimden sonra da tüm kuralları ve kurumlarıyla uygulanacağını açıkladı. Yani bugüne kadar ekonomiye nasıl baktılarsa aynı mantıkla bakmaya devam edecekler. Vaatlerin hepsi, sürekli artan bir şekilde açık veren bütçeye ekstra yük demektir. AKP’nin gelir kaynakları vergiler, cezalar, zamlar ve dışarıdan alınan faizli borçlar… Bütçeye ek yük demek bütün bunlarda artış demektir, yabancılar zaten karlı bütün kuruluşlarımıza ve madenlerimize çöreklendiler, kazanıyorlar, kazandıklarını götürüyorlar ve eskisi gibi de artık borç kolay bulunamıyor. Yani Erdoğan bunları yapamaz, eğer bazılarını yapacaksa da bu “kaşıkla verip kepçeyle almak” şeklinde olacaktır.
CHP’nin adayı Muharrem İnce, seçildiği takdirde 19 Mayıs ve 29 Ekim’de gençlere 500’er lira ihtiyaç bursu vereceğini vaad etti. Kaynağın Saray’ın kapatılmasından elde edilecek tasarrufla karşılanacağını açıkladı. Halbuki 2002’de 220 milyar dolar olan borçları 1 trilyon dolara çıkaran AKP iktidarı, Saray’ı elbette ki cepteki parayla yapmadı, ayrıca sürekli bütçe açığı ve cari açık veren ülkede Saray’ın masrafları da cepteki paradan karşılanmadı. 
Elin parasıyla yaşıyoruz. Borçları ödemeden, borçla yapılan Saray’lar, binalar, köprüler zaten bize ait değildir. 
Bize ait olmayandan da neyin tasarrufunu yapacaksın?
İnce ayrıca “Siyasette uzay madenciliğini tartışacağız” demiş. Sayın İnce, Türkiye’de yabancılara peşkeş çekilen madenlerimizi ne yapacağız ondan bahsetsenize… Yoksa sizlere muhalefette kalma garantisi verenler, “ancak uzaydan maden çıkartabilirsiniz” mi diyor? 
İnce, ekonomiye 6 adımlı çözüm başlığıyla “öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı”, “ekonomiye yön veren kurumların yönetimden bağımsız hale gelmesi” ve “üretim ekonomisini kurma” maddelerini sayarak ekonomik çizgisini belirtiyor. 
Ve bunların tamamı AKP’nin bugüne kadar uygulamaya çalıştığı serbest piyasa ekonomisi kuralları, yani Kapitalizm… 
Lideri Kılıçdaroğlu’nun AB, ABD ve NATO bağlılığını ifade etmesinden sonra İnce de Kapitalizme bağlılığını belirtiyor, söylemleriyle… Aynı anlayışı AKP 16 yıldır devam ettiriyor, ülkenin geldiği nokta ortada, denenmiş ve neticesi belli yöntemlerle siz nereye ulaşmayı planlıyorsunuz? “Her ailenin bir evi, her evin bir maaşı olacak” demiş Sayın İnce, kapitalist mantıkla nasıl vereceksin, kaynağı nereden bulacaksın? Hem Merkez Bankası’nı yönetimden bağımsız hale getireceğim diyeceksin, hem de millete bol keseden dağıtacaksın, bu asla mümkün değil. “Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ekonomi politikalarına son vereceğiz” demiş Sayın İnce… 
Zaten şu anda iki model var, Kapitalizm ve Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli… Yukarıdaki açıklamalarınıza bakılırsa kapitalizme devam edeceksiniz, MEM’in sahibi Prof. Dr. Baş’ı ise bir türlü hazmedemediniz, CHP tabanının yoğun talebine rağmen liste dışı bıraktınız. Kapitalist anlayışa devam edeceğinize göre, hedef olarak açıkladığınız yüzde 5 enflasyon, yüzde 7 faiz ve yüzde 3 cari açık rakamlarına asla ulaşamayacaksınız. Sayın İnce, cumhurbaşkanı olduğunda bütçe yapma yetkisini Meclis’e iade edeceğini, bütçeyi tek kişinin değil, 600 kişinin yapacağını söylemiş. Bu 600 kişinin içinde tek çözüm sahibi Prof. Dr. Baş yoksa, ha 1 kişi, ha 600 kişi ne fark edecek? 1 çözümsüzle, 600 çözümsüz arasındaki fark nedir? Sayın İnce bisiklete ve kendi arabasına bineceğini söylemiş. Sayın İnce sizin neye bindiğiniz değil, iktidarınızda milletin neye bineceği önemli…
İyi Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, seçim vaadi olarak, “5 milyon kişinin kredi borçlarını satın alacağız. Asgari ücretle çalışanların ve işsizlerin borcunu sileceğiz” demiş. Ayrıca “Bütün üniversite mezunlarına iş bulacağız. Bulamazsak süresiz vatandaşlık maaşı vereceğiz” demiş. Sadece Prof. Dr. Haydar Baş’a ait, tescilli, patentli projeyi değil, ismini de kopya çekerek… 
Bunun maliyetinin 8 milyar lira olacağını söylüyor Sayın Akşener ve bunun finansmanı için Türkiye Dayanışma Fonu kurulacağını söylüyor. Peki kaynağı ne olacak bu fonun? Elektrik, su ve doğal gaz faturalarına TRT fonu gibi yeni bir fon mu eklenecek, akaryakıttan ekstra fon parası mı kesilecek, işveren ve işçilere ek bir yük mü yüklenecek, nedir kaynak? Sayın Akşener de Sayın İnce gibi, kaynak olarak AKP’nin yaptığı israfları tek tek sayıyor, sanki bu masraflar kasamızdan yapılıyormuş gibi… Size de söyleyelim, borçla yapılan israftan tasarruf kaynak oluşturmaz.
HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş da, SP’nin adayı Temel Karamollaoğlu da benzer vaatler sıralamışlar. Demirtaş her gence her ay 500 TL yüklenecek Genç Kart verileceğini vaad etmiş. Kaynak? Yok… Biz söyleyelim, vergiler, cezalar ve zamlar… Karamollaoğlu, “asgari ücret 1600 TL değil, 5600 TL olmalı” demiş, diğerleri gibi Prof. Dr. Baş’ın ismini vermeden, hakkını teslim etmeden… Kaynak? İşveren vermeli, devlet de vergilerini düşürmeli demiş. Sanki mevcut kapitalist şartlarda devletin böyle bir imkanı var.
Karamollaoğlu’nun şu cümleleri ekonomi anlayışını ortaya koyuyor: “Adalet duygusu yoksa parası olan insanlar yatırım yapamaz. Dışarıda milyarlarca dolar var boş dolaşan. Türkiye yüzde 17 faiz verecek, kimse gelemeyecek… Bu dışarıda oluşturulan bozuk atmosferden kaynaklanıyor. Türk ekonomisine de hükümetine de güven yok.” Ve küresel yatırımcıların en büyük talebi olan ifadeyi Karamollaoğlu da tekrarlıyor: “Merkez Bankası bağımsız olmalı.”
Görüldüğü gibi cumhurbaşkanı adaylarının hepsi, “serbest piyasa” diyor, “MB bağımsız yapılmalı” diyor, “dışarıdan borç” diyor, kısaca “kapitalizmle devam” diyor. Bilmiyorlar ki kapitalizmle devam olmaz, kapitalizmle yok olunur. 
Tek çıkış yolu olan Milli Ekonomi Modeli’ni ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı da siz görmezden geliyorsunuz, sırtınızı dönüyorsunuz. O halde sürünün o zaman, başka diyeceğimiz yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.