15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte ülkemizin yeni bir döneme girdiği konusunda hiç kimsenin şüphesi yok. O nedenle, bu dehşet verici olaydan sonraki gelişmeleri doğru okumak, gerekli dersleri çıkarmak tepeden tırnağa herkesin boynuna bir borçtur.

Çünkü...

15 Temmuz kalkışması bize gösterdi ki; başta bizi idare edenler olmak üzere, milletimizin kahir ekseriyeti olayları doğru okuyamamış ve yapılan ikazları göz ardı etmiştir. Öyleyse, şu basit çıkarımla hepimiz yüzleşmeliyiz: Bundan sonra yapacağımız hataların bedeli 15 Temmuz gecesi yaşananlardan daha ağır olacaktır.

Bu temel bir tespit ve sanıyorum aklı başında olan herkes bu konuda hemfikir.

Ben 15 Temmuz'dan bugüne olayları doğru okuyup okuyamadığımız konusunu işin erbabına bırakarak, televizyonlarda masabaşlarını, gazetelerde ise köşebaşlarını tutmuş bazı tiplerin son zamanlarda ‘seçilmişlik, cemaat ve tasavvuf’ konusunu hedef alan yazıları hakkında, bir örnek yazıdan hareketle, haddimi aşmadan birkaç kelam etmek istiyorum. ‘Haddimi aşmadan’ diyorum çünkü bu konular, sahasında ihtisas yapmış gerçek ilim erbabının kalem oynatacağı, söz söyleyeceği derinlikte mevzulardır.

Dedik ya, kalkışma girişiminden sonra bazı köşebaşı işgalcileri bir zamanlar yere göğe sığdıramadıkları (ki arşivlerini bu yüzden siliyorlar) cemaatin gerçekleştirdiği terörün üzerinden ‘cemaat, seçilmişlik, tasavvuf’ kavramlarını hedef alan yazılar yazmaya başladılar. Hatta günümüzde teşvik edilen ihbarcılığa bulaşmada da bir beis görmediler ve bazı kıymetli insanları fırsattan istifade hedef tahtasına oturtmaya çalışıyorlar. Yine aynı kervana, kendini güya ulusalcı, solcu, Atatürkçü diye tanımlayan yazarlar da katıldı ve bu kavramları yaylım ateşine tutan, İslam'ın mukaddesleriyle dalga geçen yazılar yazıyorlar.

Şimdi size bir örnek vereceğim ve yazımın ilk bölümlerini tekrar okumanızı isteyeceğim.

Birkaç gün önce internette Halit Kakınç'ın bir yazısına denk geldim. Latince parçalarken çok mahir olan Kakınç'ın, iş İslam'a ve İslam'ın kavram ve kurumlarına gelince nasıl da cahil, nasıl da pervasız olduğunu gördüm ve onun okuyucuları ve öğrencileri adına çok üzüldüm. Öyle ya, bu adam gazetelerde köşe buluyor, kitapları meşhur yayınevlerinden çıkıyor, üstelik üniversitelerde hocalık yapıyor. Yazık...

Tasavvufu hedef aldığı yazısında diyor ki Kakınç:

“Cevaplar her nedense Hz. Muhammed’den değil de, ondan çok sonra gelen ve de kerametleri kendi rivayetleri olan düzmece âlimlerden bekleniyor. Bu dini en iyi yaşayan tartışmasız Hz. Muhammed olduğuna göre, kimi Müslümanlar tarafından örnek alınması gereken onun yaşantısı olmak durumunda iken, devreye donları sidikli ve çorapları kokulu meczuplar sokuluyor. Ve bunlar, tasavvuf denilen karmakarışık çorbadan kaşıkla sunuyorlar.”

Bu herzelerle de yetinmiyor ve başlıyor kin kusmaya:

“Tasavvuf, tamamen İslâm dışı bir olgudur… İslâm’ın herhangi bir şekli filan değildir… Tamamen Hint kökenlidir… Kendini toplumdan soyutlamayı tavsiye eden geri zekâlı, çağdışı bir öğreti kalıntısıdır. Hayattan tamamen kopuk, soyut-ezoterik bir afyondur.”

Durun bitmedi, bakın daha neler saçmalıyor:

“Ezoterik bilgiye, yani doğrulanamayan, içe doğan bilgilere dayanan tasavvuf, bilim ya da bir disiplin değildir. Benim içime böyle doğdu, ben İslâm’dan şunu anlıyorum diyen bir kişinin ortaya koyduğu, hiçbir bağlayıcılığı olmayan uyduruk bir söylemdir. Batınî bilgidir. İslâm dininde, batınî bilgi diye bir şey yoktur. Hiç bir İslâm âlimi, kendisine ilham olan bilgilerden söz etmez.”

Şimdi buraya dikkat edin...

Yazısının bundan sonraki kısmında öyle bir cehalet sergiliyor ki; yazısının önceki bölümlerinin nasıl da mesnetsiz, nasıl da tutarsız, nasıl da maksatlı olduğunun adeta ispatı niteliğinde.

Buyurun:

"Hiç bir İslâm âlimi, kendisine ilham olan bilgilerden söz etmez. Tersine, söz gelimi Ebu Hanife gerçek bir akademik disiplinle, 'Benim söylediğimi Nâs’tan doğrulayamıyorsanız, yapmayın' demiştir."

Sıkı durun, bu cümlelerin ardından ne yapıyor dersiniz Üstad Kakınç, "Nâs Sûresi: Kul, euzü birabbin nâs, melikin nâs, ilâhin nâs, min şerril vasvasil hannas, elleziy yuvesvisu fiy sudûrin nâs, minel cinneti ven nâs" diye yazıp, "De ki: Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım" diye Nas suresinin Türkçe mealini yazıyor, iyi mi!

Nas suresinde geçen ‘cin, vesvese’ gibi ibareleri görünce Kakınç, ‘İşte Kur’an’dan da delilimi buldum’ heyecanıyla cin olmadan adam çarpmaya kalkışmış.

Latince uzmanımız, Ebu Hanife'nin, 'Benim söylediğimi Nâs’tan doğrulayamıyorsanız, yapmayın' ifadesindeki 'nas' kavramını Nâs suresi zannediyor ve saçmalıklarına İmam Azam gibi bir âlimden destek bulduğu zannıyla, sallıyor da sallıyor.

Hâlbuki reddettiği tasavvuf mayasıyla yetişmiş ama İslami ilimlerde derinleşmemiş bir mü'min bile bilir ki; Ebu Hanife'nin bahsettiği 'nass' bahis konusu neyse, o konu hakkında ayet ya da Peygamberimizin muhkem ve sahih hadisinin olma halini ifade eder. Yani Ebu Hanife Hazretleri diyor ki: "Benim söylediklerimi Kur'an ve Sünnet'le doğrulayamazsanız yapmayın."

Ama Üstad Kakınç'ın hakkını yemeyelim yazısını çok güzel bitirmiş. Diyor ki:

"Bu aşamada Bertrand Russell’in ünlü bir sözü ile noktalayalım yazıyı: Dünyanın başındaki en büyük belâ, salakların ve cahillerin kendilerinden çok emin olmaları, zeki ve bilgi sahiplerinin ise şüphecilikten bir türlü kurtulamamalarıdır.”

Bence de Üstad Kakınç, bence de...

Ama Kakınç'ın bu halini ona çok görmediğimi de belirteyim. Geçtiğimiz hafta Cuma namazlarında, “Yüce Allah’ın dosdoğru yolunda peygamberler dışında ismet sıfatına sahip ‘masum ve tartışılmaz’ herhangi bir şahsiyet yoktur. Sırat-ı Müstakim’de peygamberler dışında hiç kimsenin özel, seçilmiş ve yanılmaz olduğu düşünülemez" diye hutbe okutan bir Diyanet'imiz varken cahil cühela takımının bu kadar cesur olması şaşılacak bir durum değil.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zihni 4 ay önce

Tebrik ederim. Güzel yazı